İlke ve Değerlerinden Ödün Vermeden
Özgür Yayın Platformu Olarak Kalsın Diye
İkindi15:57 Akşam18:21 Yatsı19:45 İmsak06:45 Güneş08:14 İşrak08:54 Öğle13:22
Hava - Hava durumuÇok Bulutlu 6°C Nem %60
Türkçe
7 Recep 1444 29 Ocak 2023 Pazar
Giriş Yap

Yesrib’den Medine’ye... Muhacirler ve Ensar

17.10.2022    |

Son Peygamber Hz. Muhammed-i Mustafa (SAS)’nın Mekke’den Yesrib’e hicret yolculuğunu anlattığımız bölümün ardından Yesrib’in Peygamber’in Şehri anlamında “Medinetün Nebi”ye dönüşme süreciyle devam ediyoruz.

11. Bölüm

Hicret, kelimenin tam anlamıyla arayış demekti. Hicret, ilâhî affı kazanmak için önemli bir ölçüydü. “Rableri onların dualarına (şöyle) icâbet buyurdu:..

“İşte (dini için) hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, benim yolumda eziyete uğrayanların, savaşanların ve öldürülenlerin, mutlaka günahlarını örteceğim ve elbette onları, alt tarafından ırmaklar akan cennetlere koyacağım.” Bu mükâfat Allah tarafındandır. Allah ise sevabın/ödülün en güzeli katında olandır.” (Âl-i İmrân 3/195)

“İman edenler, (Allah ve Resûlü’nün gösterdiği yön ve yönteme) hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla gayret gösterenler, Allah katında derece bakımından daha büyüktür. İşte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. Rableri onlara, katından bir rahmet, hoşnutluk ve içinde dâimî (bitmez tükenmez) nimet bulunan cennetleri müjdeler. (Onlar) orada ebedî olarak kalacaklardır. Muhakkak ki en büyük mükâfat Allah katındadır.” (Tevbe 9/20-22)

Bu ayetlerde Müslümanların muhtelif vasıfları sayılırken imandan hemen sonra hicretin yer almış olması, onun öteki vasıflardan önde geldiğini muhacirlerin de diğer mü’min gruplarından tarihi açıdan olduğu gibi fazilette de ileride bulunduklarını göstermekteydi. Geçmişin bağışlanması konusunda hicretin, İslâm olmakla aynı fonksiyonel güce sahip bulunduğu bir hadîs-i şerifte şu ifadelerle yer almaktaydı: “İslâm, öncesini ortadan kaldırır, hicrette öncesindeki (günahları) ortadan kaldırır.”(Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 199, 204)

Kur’an ayetlerinin hicretten önce inenlerine Mekki, hicretten sonra inenlerine Medeni denmişti. Hicreti Hz. Peygamber’le birlikte yaşayanlar, takvim başı kabul etmişler ve hicreti zamanda da ölçü haline getirmişlerdi. Hz. Peygamber (SAS) ve onun vefatının ardından idarecilik sorumluluğunu üstlenenler, Müslümanların tümünü ilgilendiren konularla ilgili önce Muhacirler, sonra Yesrib yerlisi Ensâr ile istişare ederlerdi. Bu tarihi gerçek, hicretin istişarede de öncelik ölçüsü olduğunu göstermekteydi.

Hz. Muhammed’in (SAS) hicreti ile yeni İslâm Başkenti belirlendi. Burası, eski adıyla Yesrib, yenisiyle Medine idi. Yesrib ismi, Kur’ân-ı Kerîm’de geçmekteydi.(Ahzâb 33/13) Hz. Muhammed (SAS) hicret edince Yesrib’e “Medinetünnebi: Peygamber şehri” dendi. Ona; “Taybe”, “Kubettul İslâm”, “Darul İman”, “Arzul Hicre” gibi birçok güzel isim daha verilmişti (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 285) Fakat en meşhur ve yaygın ismi “Medine” idi. Bu da Kur’ân’da geçmekteydi. (Haşr, 59/9) Eski Yesrib, yeni Medine’de bundan böyle değişiklikler birbirini izleyecekti. İsimler ve cisimler tevhidî nitelik edineceklerdi.

Medine’de hiçbir kabile veya kesim için siyasî otorite söz konusu değildi. Medine’nin yerlisi Evs ve Hazreç kabileleri, süregelen kardeş kavgaları yüzünden etkinliklerini yitirmişler, birbirlerine karşı da belli bir üstünlük elde edememişlerdi. Şehirde Yahudilerin ekonomik egemenliği hissedilmekteydi. Bu hâliyle Medine, birleştirici bir yönetici için oldukça müsait bir zemin görünümündeydi. İşte bu yönetici de Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed (SAS) idi. Şimdi Medine merkezleşmekte, başkent haline gelmekteydi..

Medine’de İnsani Ortam

Medine’deki yeni ortamın sosyal yüzü ilginçti. Dostları oluşturan belli sayıdaki Medineli Müslümanlara karşılık, çeşitli inançtaki kişiler de burada yaşamaktaydı.

Medine’de Yaşayan Dostlar

Medine’deki dostlar grubu Medine dışından gelenler ve Medineliler olmak üzere iki ayrı kaynağa sahipti. İlk grubu daha çok Mekke’den hicret edip gelen Müslümanlar meydana getirmekteydi. Bunlara muhâcirler denilmekteydi.

Muhâcirler

Muhâcirler, Mekkeli müşriklerin zulmünden kaçıp Medineli Müslümanların yakınlığına ve dostluğuna sığınmışlardı. Muhâcirler, Hz. Muhammed’in (SAS) hicreti ile büyük ölçüde gurbette olmaktan kurtulmuşlardı. Ama ne de olsa, ana yurtlarından uzaklaşmışlardı. Medineli Müslümanların sıcak ilgisine rağmen Muhâcirlerin hâli yine de pek iç açıcı değildi. Çoğu fakirdi. Çünkü mallarını getirememişlerdi. Ne var ki onlar, iman erleriydi. Sırf imanları uğrunda bunca sıkıntı ve fedakârlığı göğüslemişlerdi. Allah için hicret etmişlerdi.

Ayet onları şöyle niteledi: “O (mümin) kimseler, sırf: “Rabbimiz Allah’tır.” dediklerinden (putlara inanmadıklarından) dolayı, haksız yere yurtlarından çıkarıldılar.”(Hac 22/40)

“...Onlar, Allah’tan bir lütuf ve bir rıza ararlarken, hem de Allah’a ve Resûlü’ne (malları ve canlarıyla) yardım ederlerken yurtlarından ve mallarından çıkarılmışlardır. İşte bunlar, (iman ve mücadelelerinde) doğru olanların ta kendileridir.” (Haşr 59/8)

Allah onların bu fedakârlıklarına karşılık olarak şu garantiyi vermekteydi:

“(Kendilerine) zulmedildikten sonra Allah’ın dini uğrunda göç edenler var ya, dünyada onları elbette bir yere güzelce yerleştireceğiz. Âhiret mükâfatı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilmiş olsalardı. Onlar (eziyetlere) sabredenler ve Rablerine güvenip dayananlardır.” (Nahl 16/41-42)

Sabır ve Allah’a güven. İki niteliktir Allah’ın hoşnutluğuna erdiren...

“(İslâm’a hizmette) öne geçen Muhacirler ve Ensâr ile iyilikte onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuştur. Onlar da O’ndan razı olmuşlardır. (Allah,) onlara alt tarafından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetler hazırladı. Bu en büyük kurtuluş (ve saadet)tir.” (Tevbe 9/100)

Bu en büyük ve gerçek kurtuluşa erenler, büyük sıkıntılara yılmadan göğüs gerenlerdi. Kur’ân, onların bu niteliklerine şâhitlik etmekteydi. 

Muhâcir, hicret edendi. Gerçek Müslümanın tam bir örneğiydi. Bir başka deyişle muhâcir, her şeyini Allah yolunda sarf etmek üzere kendini terk etmiş kişiydi. Zaten, “Gerçek muhâcir, Allah’ın yasakladıklarını terk edendi”(Buhârî, iman 4, rikak 26; Ebu Davud, Vitr 2) Muhâcir, Allah’a giden yolda ilerleyendi. Özetle muhâcirler, Allah ve resûlüne yardım ettikleri, Tevhid’i ikrar ettikleri, “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için haksız yere yurtlarından edilenlerdi. Allah’ın dinine yardım edenler, yardım görürlerdi. (Muhammed 47/7) Onlar da görmüşlerdi.

Sâdıktılar. Allah’ın affına ermişlerdi. Ahiretteki dereceleri pek yüksekti. (Nahl 16/41,110) Tevbeleri makbuldü. Aralarında gönülden inanmadığı halde diliyle inandım diyen (münafık) kimse yoktu. Bu yüzden de Hicret’ten önce gelen sûrelerde nifaktan hiç bahsedilmemişti.

Ensâr

Hz. Muhammed (SAS), Medine’de müminler topluluğu tarafından sevinçle karşılanmıştı. Bunların büyük kısmı Medineli Müslümanlardı. Allah onları, Kur’ân’da “Medineliler”(Tevbe 9/101), “Medine’yi yurt edinmişler”(Haşr 59/9) ve “ensar” diye tanımladı: “Onlardan önce (Medine’yi) hem yurt hem de iman (İslâm) evi edinen kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler. Onlara verilen şeylerden dolayı gönüllerinde bir ihtiyaç (bir sıkıntı) duymazlar. Kendilerinin ihtiyacı olsa bile, (onları) öz canlarına tercih ederler. Kim (mala karşı) nefsinin hırs ve cimriliğinden korunursa, işte onlar, kurtuluş ve saadete erenlerin ta kendileridir.” (Haşr 59/9)

Müslümanlığa göre, Allah’ın rızasına kavuşmak en büyük saadetti. İşte ensar da bu saadete erenlerdendi. Ensâr, daha ilk günden itibaren Hz. Peygamber’e (SAS) hizmet için birbiriyle yarışa başlamışlardı. Muhâcirleri bağırlarına basmışlar, öz kardeşleri gibi karşılamışlardı. Geçimliklerini onlarla paylaşmışlar, muhâcirleri tam bir cömertlik ve mertlikle kucaklamışlardı.(Buhâri, hars 5, hibe 35, şurût 5, menâkıbu’l-ensâr 3; Müslim, cihad 70)

Akabe Bey’atlarında verdikleri söze sâdık kalmışlardı. Muhammed (SAS) Ensâr’ın dostluğundan son derece memnundu. O, bir hadîsinde şöyle buyurdu: “Eğer, hicret (dinî bir emir ve ibadet) olmasaydı, ben (kendimi) Ensar’dan (bir kişi saymış) olurdum” (Buhârî, Menâkıbu’l-ensâr 2,45, Temenni 9; Müslim, zekat 139, meğazî 56; Tirmizi, Menâkıb 65; İbn Mâce, Mukaddime 11; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 315)

Bu, açıkça ensâr’ı başkalarına tercih etmekti. Bu, hicretten sonra İslâm’da en değerli işin, İslâm’a ve Müslümanlara yardım etmek olduğunu göstermekteydi. Bu gerçeği şu hadisler daha da kuvvetlendirmekteydi: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kimse, Ensâr’a kin beslemesin!”( Müslim, İman, 131) Ensâr’a, Hz. Peygamber’e (SAS) yardım ettikleri için nefret beslemek imanla bağdaşmazdı.

Müslüman, İslâm’a faydası dokunan herkesi takdirle anacaktı. Akabe Bey’atlarında, İslâm devletinin resmen kuruluşunu sağlamışlar, ilk temellerini atmışlardı. Bu yüzden onlara düşman olmak demek, İslâm’a temelden karşı çıkmak anlamındaydı. Böyle bir şey de hiçbir Müslümana asla yakışmazdı.

Medine’deki dostlar, muhâcirler ve ensardan oluşmaktaydı. Bir de bunlara, zaman içinde anlaşmalarla katılacak olanlar vardı. Bu sonrakiler, “müttefikler”i oluşturmaktaydı. Medine’de yaşayan Yahudiler, müşrik toplulukları ve münafıklar da vardı. Mekke’de ya da Medine’de topluluk halinde yaşayan Hristiyanlar yoktu. Habeşistan’da grup grup Müslümanları misafir eden Necaşi Ashama ile Taif’te bahçıvan Addas, Hristiyanken kendilerine İslam daveti geldiğinde kabul eden iki örnekti.  

 

 

 

Kabe
Canlı Yayın
Şuan canlı Yayın
Söz Ola
AKRA CANLI
 / 
close icon close icon
AKRA CANLI
Söz Ola
Söz Ola Add Icon volume up
 / 
Canlı Yayın
fast rewind
fast forward
Playlist
Bu özelliği kullanabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir
  
Fikrini Paylaş
TAAHHÜTNAME

Hazırlamış olduğum ve sitenize gönderdiğim/ teslim ettiğim, tamamen orjinal ve bana ait olan, projemin/görüntü veya kaydımın, AKRA MEDİA tarafından kendisine ait kablolu/karasal/uydu, şifreli/şifresiz, free/paralı TV, video, DVD, VCD,VHS ,radyo, kaset, sinema ve sair mevcut yada ortaya çıkacak her türlü İşaret, ses ve /veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı ve tüm internet siteleri ve sosyal medya platformlarında yayınlamasına, çoğaltma hakkı, yayma hakkı, işleme hakkı ve temsil hakkının kullanılmasına süresiz olarak müsaade ediyorum.

Projemin/görüntü veya kaydımın, bant, CD, VCD, DVD, GSM, MP3 Player, dijital kayıt vb. tüm yollarla kayıt, çoğaltma ve dağıtım haklarını, bilişim veya iletişim ortamında görüntülenmesini, iletilmesini, okunmasını, izlenmesini, dinlenmesini vb. interaktif veya normal CD, VCD, DVD, GSM, MP3 Player vb. şekilde basılarak veya ses kayıtlarının metin haline getirilip kitap olarak piyasaya sunulmasını sağlayacak her türlü materyal üzerine kaydı ile çoğaltılması, kullanılması, işlenmesi, yeniden ve genişletilmiş şekilde sesli, yazılı ya da görüntülü yayın haklarını, bu suretle de çoğaltılarak kullanılması, dağıtılması, pazarlanması vb. fikri, mali ve manevi haklarımın tamamını, programda gerekli görülen değişiklikleri yapma haklarımı bila bedel olacak şekilde, AKRA.MEDİA sitesine ve bu site'nin yetkilisi ve sahiplerine devir ve temlik ettiğimi, beyan, kabul ve taahhüt ederim.

Şehir Seçin
Close