İlke ve Değerlerinden Ödün Vermeden
Özgür Yayın Platformu Olarak Kalsın Diye
İmsak03:23 Güneş05:23 Öğle13:10 İkindi17:10 Akşam20:45 Yatsı22:36
Hava - Hava durumuAçık 23°C Nem %64
Türkçe
11 Zilhicce 1445 17 Haziran 2024 Pazartesi
11 Zilhicce 1445
İmsak
03:23
Güneş
05:23
İşrak
06:07
Öğle
13:10
İkindi
17:10
Akşam
20:45
Yatsı
22:36
Giriş Yap

Mahmud Es‘ad Coşan’ın Öncülüğünde Başlayan Çalışmalar

Özel Haber
Özel Haber
29.08.2023    |

Bulunduğu yerden onlarca yıl sonrasını görebilen kemal erlerinden Mahmud Es’ad Coşan hocamız bir zaman yöneticisi olarak çağının içinden ve ilerisinden hedefler ve hizmetler ortaya koymuştur.

Dinlemek için:

Çok başarılı sosyal ve ekonomik müesseseler kurup geliştirmiştir:

HAKYOL: Eğitim, Yardımlaşma ve Dostluk Vakfı. Nice insan bu muazzam kurum sayesinde ideali olan ve ona sahip çıkan şuurlu bireylere dönüşmüştür.

İLKSAV: İlim, Kültür ve Sanat Vakfı, kulluk ve sanat arasındaki ilişkiyi kuracak erdeme ulaşmalarında yol gösterici olmuştur.

Sağlık Vakfı: Sağlıklı beslenme ve yaşam kültürü henüz gündemde yok iken farkındalık sağlayacak çalışmalarıyla dikkat çekmiştir.  

Henüz 'Çevre Bakanlığı' ortada yokken çevre dernekleri kurulmuş, günümüzün en etkin kurumlarından birinin temeli sağlamca inşa edilmiştir.

Kadın ve aile dernekleri, çıkardığı dergiler, kitaplar, yayınları, okullar, kurslar, şirketler, eşine az rastlanır ve bütün camialara örneklik eden faaliyetler ile tasavvufu ve mutasavvıfları 'kitabi' ve 'geleneksel' tanımlar arasından çıkarmıştır.

”Tasavvufun dervişlerin nefesleri adedince tarifi vardır” tanımındaki değişkenliğe uygun olarak, “yaşanılır” bir hayat tarzını, onu tanımlamaya ehil ve yetkin bir önder olarak, her çağda ve durumda farklılık arz edecek biçimde yaşayarak göstermiştir.

Çevre dernekleri

M. Es’ad Coşan hocamız, “İslam fıtrat dinidir, hayat şartlarına uygundur. Ona inanmadan, sımsıkı sarılmadan hayatın mânası tam anlaşılamaz; çevre, tabiat ve kâinata uyum sağlanamaz” demektedir. Dünya ve içindekileri İslam’ın belirlediği bir çerçeveden gören ve tanımlayan hocamız “çevre” diye bir kavramın henüz gündem olmadığı dönemlerde ona olan sevgisini şöyle dile getirmiştir:

Çevre ile ilgili işler henüz bakanlık seviyesinde bir kuruluş değil iken 1994 yılında ormanları ve çevreyi koruma işini kendisine ve sevenlerine bir görev olarak kabul ettiğini şöyle açıklamaktadır:

“Bizim birkaç yıldan beri başlattığımız çok güzel çevre ve kültür çalışmalarımız vardı. Bunları hızlandırmalı ve genişletmeliyiz. Her il, ilçe, belde ve köydeki değerli kardeşlerimden rica ediyorum: Muhitinizde bir çevre ve kültür derneğiniz yoksa hemen kurun. İmkân var ise devletin ormanlarını kiralayın, koruyun, işletin. Bölgenizdeki değerlendirilmemiş alanları, ucuz arazileri satın alarak şahsî mülkünüz olarak ağaçlandırın.”

Var olanı ormanlık alanları yangından erozyondan korumanın yanında Hocamızın henüz ağaçlandırılmamış alanları dahi aşk ve şevk ile ağaçlandırma işine giriştiğini görüyoruz:

“Bir kısım tasarruflarımızı arazi alımına kaydırarak, şahsen veya aile, grup, dernek, vakıf olarak o araziyi ihyaya çalışın; mera, mezra, kavaklık, fidanlık, spor sahası, meyvelik, koruluk, sosyal alan, park, bahçe yapın. Bataklık, çoraklık, taşlık, çöl, bayır, dağ demeyin, sondaj vurun, su çıkarın, yoksa tankerle, traktörle, kovayla su taşıyın, küfeyle toprak getirin, yüzlerce, binlerce ağaç dikin (özellikle fıstık çamı teşviklidir, ceviz güzel ve kıymetlidir). On sene, yirmi sene, yüz sene sonrasını, çocuklarınızı, torunlarınızı düşünün! Var gücünüzle ve tüm aile olarak çalışın, tatili, bayramı, emekliliği, mesai haricini hep bu yolda değerlendirin!”

Tıpkı kendisinin ifade ettiği gibi on sene, yirmi sene, yüz sene sonra olabilecekleri görmüş ve tehlikeyi sezmiş biri olarak şahsi yatırımların bile bu sahaya yönlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor. Bu denli şiddetli bir ihtiyaç henüz vuku bulmadı belki ama insanların kovayla bir ağaca su taşıyacağı günlerin çok uzak olduğu söylenemez. Çevre anlayışını “Bence İslâm ahlâkı budur, tasavvuf âdabı budur, insanlık icabı budur, yeryüzünde halifetullah olmak böyle olur, mârifetullah böy­le oluşur, muhabbetullah böyle gelişir.” Diye tarif eden M. Es’ad Coşan hocamız bu şuuru hem halka hem de Hakk’a karşı bir mesuliyet olarak değerlendiriyor:

İmanla ve kulluk ile özdeşleştirilmiş bu çevre anlayışı ile Hocamız günümüz sorunlarını sayıp dökerek adeta söz verir:

“Dağları erozyondan, ovaları çölleşmekten; münbit toprakları sürük­lenip ziyan olmaktan kurtaracağız; ülkemizin çoraklaşmış, kuraklaşmış, çıplaklaşmış yerlerini yemyeşil ağaçlandıracağız. Dallardan meyveler sarkacak, gölgelerinde insanlar oturup kır sefaları yapacak, neşe ile Kur’an okuyup ilahi söyleyecek, zikredip ibadet edecek, dallarda kuşlar ötüşüp bize refakat eyleyecek. Şaşırmış, İslâm’dan uzaklaşmış, aslını, harsını, örfünü, âdetini unut­muş zavallı insanları güzel tabiatla, temiz havayla, zümrüt dekorlarla, engin çayırlar, ulu dağlarla yeniden tanıştıracağız, gençleri sigaradan, uyuşturucudan, nefsine, zevkine esir olmaktan, şeytana uymaktan kur­taracağız… İnşaallâhu Teâlâ!”

İlk Aile eğitim dinlenme kampları; Yeni bir tatil anlayışı

Mahmud Es’ad Coşan Hocamız bireylerin fert fert eğitimine önem verdiği gibi küçük bir topluluk olan ailenin “birlikte” saadetine, mutluluğuna ve eğitimine de bir o kadar önem vermiştir. Zira aile birbirinden kopuk parçalar değil, baktığı yöne birlikte bakan, gittiği yere birlikte giden, iş-aş-kader birliği etmiş bir bütündür. Onun bu yaklaşımında belki de birlikte öğrenmeyi bırakan, ebeveynlerden sadece birinin üstlendiği ancak o bir kişinin yürütmesi ile tamamlanamayacak olan “öğrenme-öğretme” işinin ailenin “müşterek” çabasına dönüştürme gayreti vardır:

“Vakıflarımızın, çevre-kültür-ahlâk ve kadın-aile derneklerimizin ça­lışkan ve fedakâr idarecilerine, gayur ve faal ihvanımıza rica ediyorum: Aman, yaz tatillerini iyi değerlendirsinler, güzel eğitim, öğretim ve dinlenme programları tertip etsinler; çocuklar için temiz havalı yerler­de, eğlendirerek öğretmeyi amaçlayan “yaz okulları” açsınlar...

Aileler için grup tatil çalışmaları yapsınlar, yaylalarda veya deniz ke­narlarında İslâmî şartlara uygun, tesettürlü eğitim ve öğretim program­ları hazırlasınlar. Oralarda hem hanımlar hem beyler, hem de çocuklar eğlensin, dinlensin, tanışsın, dostluklarını pekiştirsin, sevap ve ecir ka­zansın!”

“Boş zaman” modern zihniyetin “yeni bir tüketim kapısı” açmak için ürettiği bir kavramdır. Zira Müslüman zamanı boş kalacak kadar “boş” değildir. Vakti ibadetleri ile planlanmış, “Yorulunca başka bir işle dinlenen” insanın neden ve nasıl boş bir zamanı olsun ki. “Mahkeme-i kübrada hesabını rahat verebilmeli” dediği yazlar ve tatiller Hocamızın dünyasında fırsatlar zamanıdır:

“Tatil tembellik demek değil, boş durma değil, zaman israfı değil! Çalışmanın şeklini, dozajını ayarlama; yenilik yaparak tazelenme; tebdil-i mekanla ferahlama; sabit işi dolayısıyla gezip göremediği yerleri görme, gerekli ziyaretleri yapma demek olmalı; insan tatilden de bilgisi, görgüsü, sağlığı, dinçliği yönünden bir şeyler, pek çok şeyler kazanmış, enerji depolamış, gençleşmiş, dinçleşmiş, azmini artırmış olarak dönmeli”

Ve bu orijinal çalışmanın ilk uygulayıcısı olarak ekliyor:

“Biz, geçtiğimiz yıllarda çeşitli, başarılı, mükem­mel tatil çalışmaları yaptık; çocuklar için yaz okulları kurduk; gençler için deniz kenarları ve dağ yaylala­rında eğitim kampları düzenledik; aileler için otel eğitim programları düzenledik. … Bu tür kamplar, katılacak ailelerin iş, zaman ve tatil durumlarına göre senenin muhtelif aylarında, muh­telif coğrafî bölgelerimizde, hatta yurt dışında yapı­labilir, münasip bir gemi kiralayarak deniz seyahat turu tarzında da düzenlenebilir.”

Aile Eğitim kamplarının “ Yorucu olmayan hafif bir eğitim, daha ziyade aile, kadın ve çocukları doğaya alıştırma, açık hava hayatını tüm fertlere sevdirme, rûhen ve bedenen streslenen, yorulan bedenleri dinlendirme, her yaştan herkese sağlık ve sağlamlık kazandırma, ihvan arasındaki dostluk ve kardeşliği geliştirme gibi “ amaçları olduğunu ifade eden Hocamız “Aile Eğitim Kampı” çalışmalarını yurt dışında da gerçekleştirmiştir. Biri İngiltere, diğeri Amerika’da yapılan iki kamptan yazılarında memnuniyetle bahsediyor:

“İki güzel, zevkli, ilmî ve faydalı kamp yaptık, konferanslar verdik. Katı­lan kardeşlerimiz de bendeniz de çok çok memnunuz; gelecek yıllarda da daha geniş organizasyonlar halinde tekrarını dilerim. Bu tür toplantılara civar ülkelerdeki kardeşlerden de katılımlar olu­yor. Karşılıklı bilgi ve görgü aktarımı sağlanıyor, teşkilatlanma ve çalış­ma hedefleri de müzâkere olunuyor, çok güzel sonuçlar alınıyor."

 Aile Eğitim kampları sayesinde Hocamız birden fazla faydayı bir araya getirmeyi hedeflemiş ve bunu başarmıştır.

“Kâh deniz sahili, kâh dağ tepesi, kâh orman içi, kâh göl kenarı, kâh pınar başı derken hem Allah'ın bize bahşettiği sonsuz güzellikleri temâşâ etmek, hem sayısız nimetleriyle mütena'im olmak; hem dinlenmek, hem çoluk çocuğu yurdun en şahane yerlerinde gezdirmek; hem ev hanımlarına, çalışan kadınlara rahat rahat nefes aldırmak, hem aileleri birbirleriyle tanışmak, ahbaplıkları pekiştirmek; hem beyleri birbirleriyle buluşturmak, konuşturmak, memleket meseleleri üzerinde düşündürmek, hayırlı işlerde işbirliğine yöneltmek; hem çocukların görgü ve bilgilerini arttırmak, sosyal ve kültürel eğitim seviyelerini yükseltmek gibi birkaç amaç ve faydayı, sonuç ve meyvayı devşiriyoruz bu güzel programlarda.”

Yurt dışında da âdeta ge­lenekleşen bu aile kampları müslümanlar arası faydalar getirdiği gibi zaman zaman farklı milliyetlerden, hatta gayr-i müslimlerden kimseler de misafirler arasında bulunabilmektedir.  Anlaşılan çok yönlü faydalar umulmuş ve bunlara ulaşılmıştır:

“Buradaki ikâmetimizde hâlen faaliyette bulundukları kiralık binada toplantılar, konuşmalar, ziyafetler, merasimler tertipledik; yeni ihtida­lar (İslâm’a girişler), tevbeler, tasavvufa katılanlar, intisaplar oldu; çok değerli yeni dostlar kazandık, çok mutlu, sevinçli, neşeli anlar yaşadık, çok hoş günler geçirdik, tatlı intibalar, zevkli hatıralar edindik. Gezme ve ziyaret çok önemli ve çok gerekli. Buradaki Türkler, çoğunlukla İngi­liz eşler edinmişler, çoluk çocuğa karışmışlar; İslâm’ı hem kendilerinin, hem de aile fertlerinin tanıması, öğrenmesi, sevmesi lâzım. Bunun için bizlerin uygun, sıcak, sevimli bir ortam oluşturmamız ve çok çalışmamız gerek.”

Toplumsal çalışmalar; vakıf dernek kadınlar

İyilerle birlikte olmak prensibine değer veren ME. Coşan hocamız insanların çevresinde inançlı ve şuurlu bir halka oluşturmasını, sevdi­ği, değer verdiği kişilerle iş birliği yaparak, bu iyiler topluluğunun meşguliyeti olan Allah’ın (cc.) rızasına uygun, tavizsiz, istikrarlı, olumlu, verimli, sevaplı sevimli bir şekilde yaşanılmasını tavsiye etmiştir. Bu birlikteliklerin kurumsal bir yapıda olması, sivil toplum kuruluşları aracılığı ile gücün, bilginin, niyetin hatta amaç ve sevginin birleştirilmesi ile iyilik ve hayır büyüyecek ve yaygınlaşacaktır.

Hocamız yurt içi ve yurt dışında kurulmasına öncülük ettiği va­kıflar, dernekler, müesseseler, enstitülerin desteklenmesini, inançlı insanların güçlerini birleştirmesini arzu etmektedir:

O halde, nerede olursanız olun, –yurt içinde veya dışında– yaşadığınız toplumla, toplumun meseleleriyle yakından ilgilenin;; iyi insanlarla iş birliği sağlayın; haklı olduğunuz kadar kuvvetli olmaya da çalışın.

Medya çağı, medya şirketleri kurması, sevenlerini bu yönde yönlendirmesi…

Medya yani basın yayın denilen müessese tarihimizde 19. Yüzyılın başında boy göstermeye başlamıştır. O dönemden sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmamıştır. MEC hocamız bu durumu şöyle ifade eder:

Bu alanda kim güçlü ise onun sesi daha çok çıkar ve kitleleri ardı sıra sürükleyebilir. “Ülkemizin has evladı ise basın ve yayın âlemine maalesef çok geç girmiştir.” Bu geç kalmışlığın ortaya çıkardığı sorunlar sebebiyle “halkın pek çok kesimi, hak ve hürriyetlerini, vebal ve so­rumluluklarını kavramış değil; basının, reklam ve propagandanın büyük tesiri var; bu yüzden kitleler dostu, düşmanı, suçluyu, masumu, doğru­yu, yanlışı, sevabı, günahı iyi teşhis ve tespit edemiyor.”

“Telkinin, propagandanın, basının, gazetenin, mecmuanın önemini, gücünü görmek, sesimizi duyurmak için bu sa­haya gereken önemi vermek zorundayız.  Temelde, güçlü ve dinamik; bilgili ve uyanık bir “İslâmî basın” olmalı ki olanlardan halkımız ve ilgililer anında haberdar edilebilsin ve suçlular devamlı takip ve teşhir olunsun.”

İnançlı insanların içinde bulunduğu hiçbir ortam ve toplantıda kendi öz İslâmî gö­rüşünü açıklamaktan, ilmin, mantığın, imanın yolunu göstermekten bir an bile geri durmamaması gerektiğini belirten hocamız çünkü bu tavrı ve duruşu İslâmî çabanın en önemli yönlerinden biri olarak kabul eder.

“Vaazlarımın yanı sıra basın yoluyla da size hizmeti düşün­düm, bazı değerli kardeşlerimin talepleriyle dergi çıkarmaya giriştim. Sonuç elhamdülillah çok hayırlı ve feyizli oldu, teşebbüslerimiz sizlerden büyük ilgi ve sevgi topladı, dergilerimiz bir iken iki, üç, dört oluverdi, yıllarca başarıyla neşre devam ettiler. Böylece hepimiz tüm basın ve yayın faaliyetlerinin, İslâm’a hizmet için en başta gelen, en tesirli, en olumlu ve en verimli araçlar olduğunu bittecrübe gördük, anladık.

“Çünkü bütün diğer başarılarımız buna bağlı, bu hizmet sektörü tüm diğer hizmet yollarına temel teşkil eden, onları besleyen ve yaşatan bir çalışma türü; cami yapma, Kur’an kursu açma, okul-kolej tesis etme, vakıf kurma, hayrât ve hasenât yapma gibi alışılan hizmet çeşitlerinden daha kestirme, daha ehven, daha verimli, ülkemiz şartlarına daha uygun bir saha; politika, eğitim, öğretim, ekonomi, kazanç, savunma, kalkınma gibi akla gelen her tür sahada yapılması gereken, uzun zaman, geniş maddî imkân, yaygın kadro isteyen ağır ve yorucu çalışmaları da besleyici, düzenleyici, aydınlatıcı, yönlendirici, hızlandırıcı ve koruyucu niteliğe sahip bir faaliyet dalı...

Bir dergi ile başlayana sonra ikiye, üçe, dörde, beşe çıkan, basın yayın faaliyetlerini dergiden gazeteye geçiren, halka daha yakın ve daha sık buluşmak düşüncesi ile ödüller, teşekkürler, teveccühler kazanan radyo yayınlarına geçen ve son olarak televizyon kuran hocamız bütün bu gayretlerini şu esas sebebe dayandırmaktadır:

Farklı ülkeleri tanımaya kaynaşmaya aileler kurmaya yönlendirmesi

Yani dünyanın bugün artık kabul ettiği şeyleri 50 yıl önce takip edenlerine ve sevenlerine kendini dinleyenlere söyleyerek vizyon göstermesi…

“Harekette bereket vardır, daima hamle, atılım ve hareket halinde olun” diyen Mahmud Es'ad Coşan hocamız içine kapanık kişilerin ve çevreden habersiz toplumların gelişemediğini, geri kaldığını ifade etmektedir. Kişinin günlük yaşamı içinde gerçekleştirdiği değişiklikler dahi gelişim ve dönüşümün önünü açtığını belirtmektedir.

“Sizler de her günkü monoton yaşamınızdan, alıştığı­nız olağan çevrenizden zaman zaman çıkın; bulundu­ğunuz muhitten başka yerlere gidin, muhtelif hayat tarzlarını tanıyın! Çok şeyler öğrenir ve faydalanır­sınız. Toplum olarak böyle hareket etmeye şiddetle ihtiyacımız vardır.”

Kendi muhitini ve ülkesini iyi tanıyan inşaların diğer toplum ve ülkeleri de tanıması gerektiğini ifade eden ME Coşan hocamız sınırları aşan keşif faaliyetlerinin hem bireysel ve toplumsal gelişime katkı sağlayacağı gibi dünya halkları özelikle Müslümanlarla yeni ve özel bağlar inşa etmenin yolunu açacaktır:

Ekonomik açıdan gelişmiş ülkeleri ziyaretlerinde sosyal bünyenin çok iyi organize olması dikkatini çekmiş, ekonomik açıdan zayıf ülkelerde ise sosyal teşkilatların azlığı kendisini son derece üzmüştür. Bu sebeple Dünya ve yurtdışı denilince akla gelen istikametin aksine merhum hocamız Türkiye’nin doğusunda kalan daha geniş bir çerçeveyi hedeflemektedir:

Spor - Sağlık - Çalışma hayatı, iyi insan olma 

Bireysel iyilik halini hem fiziksel hem de ruhsal iyilik hali olarak tanımlanmalıdır. Esasen bu ikisi birbiri ile bağlantılıdır. Ruhen iyi olmayan bir kimsenin bedeni rahatsızlıklarının da olacağı yahut her hastalığın ruhsal bir sebebi olduğu artık tıp alnında da konuşulmaktadır. Hocamızın nazarında bu üstünlüğü görmek mümkündür. İnsanının ruhuyla ve bedeniyle Allah’In bir emaneti olduğunu ifade eden hocamız günümüzün “benim bedenim” iddialarına da cevap vermektedir.

Can ve hayat, kişiye Allah’ın bir bahşı ve bir çeşit emanetidir; be­den ve azalar, kuvveler ve hisler, meleke ve istidatlar, yetenek ve beceriler de öyle... Hiçbir kimse, “Bu kendi bedenimdir ne istersem yaparım, istersem asar, istersem keserim!” diyemez; canına kastede­mez, hayatına son veremez, sıhhatini tehlikeye düşürecek işler yapa­maz, kendi kendine işkence edemez, azasını kesip biçip yaralayamaz. Emaneti hoşça koruyup kollamalıdır.

Hastalıklar Allah’ın bir imtihanı olarak görülebilirse de aslında çoğu zaman insanın hesapsız ve bilinçsiz fiillerinin bir neticesi olarak ortaya çıkar. Bu durum onları sabredilerek sevap kazanılacak imkanlar olmaktan hesap sorulacak ameller durumuna getirebilir:

Sevenlerine sade, basit bile olsa, temiz havalı yerlerde, bol güneşli, bahçeli evlerde oturma­yı tavsiye eden hocamız yeme içme alışkanlıklarının da dikkatle gözden geçirilmesi gerektiğini belirtiyor. Sade hayatlar gibi yeme içmenin de sade olması gerektiğini ifade ediyor:

Dengeli beslenmede, çeşitli gıdaları ustaca bir arada almak, kullanmak; pişirirken gıdaların değerlerini kaybettirmemek; aşırı şekerli, yağlı, tuzlu, unlu yemekler yememek; meyve ve sebzeyi çok ve bol yemek; vücudu çalıştırmak, hareket etmek ve alınan gıdaları böylece yakıp kullanmak; aşırı kilo alma, yağlanma ve şişmanlamadan şiddetle kaçınmak; uyku ve istirahatlere dikkat etmek... sıhhati korumak için o kadar önemli ki ah, kardeşlerimiz bunları bir bilseler ve titizlikle uygulasalar, ne iyi olacak.

Sağlık kontrollerinin düzenli olarak yapılması gerektiğini söyleyen hocamız bedensel faaliyetlere de hayatımızda yer açmak gerektiğini belirtiyor.

Çalıştırılan bir uzuv gelişir, adale kuvvetlenir; vücut çalışınca dinç kalır, güç kazanır. Atalarımız: “İşleyen demir ışıldar, işlemeyen pas tu­tar.” Buyurmuşlar. Bu gerçek sebebiyle, çeşitli sporlar yapıyor, koşuyor, terliyor, fazla enerjileri harcıyor, biriken yağları atıyoruz.

Vücuda sunî olarak çalıştırma hareketlerine “idman” (=jimnastik) veya “riyâzetü’l-beden” adını veren atalarımız da çeşitli sporlara bü­yük önem vermiş, özellikle güreş, binicilik, atıcılık gibi dallarda sistemli çalışmışlar, müsabakalar düzenlemişler, mükâfatlar vermişlerdir.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve âlihî ve sellem de bir hadîs-i şerîflerinde: “Çocuklarınıza yazı yazmayı, suda yüzmeyi ve ok atmayı iyice öğretiniz.”  İslâm’da “riyâzetü’l-beden”in yanısıra öbür milletlerde pek yaygın olmayan bir de “riyâzetü’n-nefs”, yani: ruhu ve nefsi terbiye ve ıslah çalışmaları vardır.

Dinimizin sağlıklı yaşamak ile ilgili tüm tutum ve tavsiyelerine ve sevgili Peygamberimiz’in sünnet-i seniyesindeki beslenme esasla­rına daima riayetkâr olarak sıhhatli kalmayı ve böylece sağlam ve dinç yaşamayı tavsiye eden hocamız bütün bunları enerjik ve verimli bir mü’min hayatı için istemektedir. “Ülkemizde İslâm Kültür ve Medeniyetini Koruma ve Geliştirme Çareleri” başlıklı yazısında her il, ilçe ve beldede bir Kültür Merkezi tesis etmek, kurs, toplantı ve konferans salonları, dershane ve kütüphane inşa etmekten bahsederken bunların yanına bir de açık ve kapalı spor mahalleri yapmak maddesini eklemektedir. Mesele söz konusu kitleyi zinde tutabilmektir:

“Delikanlılar için deniz kenarlarında veya güzel yaylalarda spor ve eğitim kampları tertipleyin, orada birbirlerinden görerek daha iyi şuurlanırlar. Kahvelere, salonlara girip, saatlerce sigara dumanları arasında otu­ran, zevzeklenen, oyun oynayan, sıhhatini harcayan insanları temiz havaya, doğanın güzelliklerine, boş duracağına ağaç dikmeye, spor yapmaya çekmek istiyorum.