Dijital iletişim ortamları, duygusal tepkiyi ve hız faktörünü merkeze alarak rasyonel ve ahlaki temellere dayalı iletişim zeminini zayıflatmaktadır. Dijital vicdan, bu noktada bireyin iletişim eylemini yalnızca "ifade özgürlüğü" bağlamında değil, "etik sorumluluk" çerçevesinde de değerlendirmesini gerektirir.
Dijitalleşme, teknik bir dönüşümün ötesinde insanın hakikatle, bilgiyle ve birbirleriyle kurduğu ilişkinin yeniden yapılanmasını ifade etmektedir. Dijital vicdan ise; bireyin dijital ortamda ürettiği, paylaştığı, tükettiği ve yönlendirdiği her türlü içeriği etik, ahlaki ve insani değerler süzgecinden geçirerek değerlendirme yetisini ifade eder. Bu kavram hem bireysel kullanıcıyı hem de medya kuruluşlarını, teknoloji şirketlerini, algoritma tasarımcılarını ve kamusal otoriteleri de kapsayan çok katmanlı bir sorumluluk alanı oluşturur.
Luciano Floridi'nin "Bilgi Etiği" (Information Ethics) yaklaşımı, dijital ortamda ortaya çıkan ahlaki sorunların insan merkezli olduğu kadar sistem merkezli de ele alınması gerektiğini vurgular. Bu yaklaşım, dijital vicdanı yalnızca bireysel niyetle sınırlı olmayan; dijital ekosistemin bütününe yayılan bir etik bilinç olarak konumlandırır.

Ahlak Pusulası Dijitalleşme Hızı Karşısında Yönünü Şaşırdı
Dijitalleşme, hayatın her alanını dönüştürürken, insanın ahlaki pusulası bu hız karşısında çoğu zaman yönünü şaşırmaktadır.
Dijital vicdan, tam da bu noktada, teknolojiyle birlikte büyüyen sorumluluğu hatırlatan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Bugün artık yalnızca izleyen ya da okuyan değil; paylaşan, çoğaltan ve yönlendiren bireyleriz. Sosyal medya, her kullanıcıyı potansiyel bir yayıncıya dönüştürmüş durumda. Bir tuşla paylaşılan yalanlar, çoğu zaman vicdani muhasebe yapılmadan yayılmaktadır. Bu noktada dijital vicdan, bireyin anonimlik zırhı arkasına saklanmadan, hakaret, linç, dezenformasyon ve manipülasyon karşısında kendini sorumlu hissetme bilincidir. Bu yeni iletişim düzeninde temel soru şudur: Her yapılabilen şey, yapılmalı mıdır?
Etik Bilinç Hali
İletişim, dijital çağda büyük ölçüde aracılı (mediated) hale gelmiştir. Sosyal medya platformları, haber siteleri ve dijital ağlar; bireylerin hem bilgi üreticisi hem de bilgi yayıcısı olduğu hibrit bir iletişim ortamı oluşturmuştur. Bu durum, klasik iletişim etiği ilkelerinin (doğruluk, nesnellik, zarar vermeme) dijital bağlamda yeniden değerlendirilmesini zorunlu hale getirmektedir.
Habermas'ın kamusal alan teorisi, rasyonel ve ahlaki temellere dayalı iletişimin demokratik toplumlar için vazgeçilmez olduğunu vurgular. Ancak dijital iletişim ortamları, duygusal tepkiyi ve hız faktörünü merkeze alarak bu rasyonel zemini zayıflatmaktadır.
Dijital vicdan, bu noktada bireyin iletişim eylemini yalnızca "ifade özgürlüğü" bağlamında değil; "etik sorumluluk" çerçevesinde de değerlendirmesini gerektirir.
Dijital medya çağında en büyük sorunlardan biri de dezenformasyondur. Yanlış ya da çarpıtılmış bilgi, saniyeler içinde milyonlara ulaşabilmektedir. Üstelik bu yayılım, çoğu zaman kötü niyetten değil; dikkatsizlikten ve sorumsuzluktan beslenir. Ancak sonuç değişmez: Toplumsal güven zedelenir, insanlar hedef haline gelir, hakikat bulanıklaşır.
Bu noktada dijital vicdan, yalan üretenler kadar, yalanı sorgulamadan yayanları da kapsayan bir sorumluluk alanı oluşturur. Akademik çalışmalarda "bilgi düzensizliği" olarak tanımlanan bu süreç, vicdani refleksler zayıfladığında daha da derinleşmektedir.

Kul Hakkı ve Vicdani Muhasebe
İslâm'ın üzerinde hassasiyetle durduğu temel kavramlardan birisi "hak" kavramıdır. İslâm, bütün canlılara ait hakları tespit ve tarif edip sınırlarını belirledikten sonra her bir hak sahibine hakkının verilmesini emretmiş; hak ihlali anlamına gelecek her türlü davranışı da yasaklamıştır. Bu hakların başında kul hakkı gelmektedir. Kur'an-ı Kerim'de Allah Telâ, insanı en güzel biçimde yarattığını ve onu mükerrem kıldığını bildirmektedir. (Isrâ, 17/70; Tîn, 95/4) Bundan dolayı İslâm'da ırkı, rengi, cinsiyeti, dili, dini, konumu ne olursa olsun insanların hakları dikkate alınmış ve gözetilmiştir.
Resûlullah (SAS) veda hutbesinde; "Ey insanlar! Sizin canlarınız, mallarınız ırz ve namuslarınız, Rabbinize kavuşuncaya kadar dokunulmazdır. (Buharî) buyurmuş; kul haklarını ihlal eden kişinin ahirette hüsrana uğrayacağını haber vermiştir. (Müslim)
Dolayısıyla islâm'da kul haklarına riâyet, İslâm'ı anlama ve özümseme göstergelerinden olup dünya ve ahiret saadetine ulaştıran temel vesilelerden birisidir. İlahiyat alanındaki çalışmalarda kul hakkı, “insan onurunun dokunulmazlığı” ilkesiyle birlikte ele alınmaktadır.