Mübarek üç ayların sonuna yaklaşılırken, Ramazan ayına kavuşmanın heyecanı müminler arasında hissedilmeye başladı. Rahmet, mağfiret ve bereket iklimi olarak nitelendirilen bu mübarek zaman diliminin, başta İslam dünyası olmak üzere tüm insanlığa sağlık, huzur ve afiyet getirmesi temenni ediliyor. Ramazan’ın, bireyleri manevi olarak güçlendirerek salih amellere yöneltmesi ve toplumsal birlikteliği artırması bekleniyor.
Alimler, Ramazan ayının yalnızca bireysel ibadetlerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda toplumsal dayanışmanın en güçlü şekilde yaşandığı dönemlerden biri olduğunu vurguluyor. Bu dönemde komşuluk ilişkilerinin kuvvetlenmesi, akrabalık bağlarının pekişmesi ve ümmet bilincinin güçlenmesi ön plana çıkıyor. Özellikle zekât, fitre, sadaka ve infak gibi yardımlaşma faaliyetleriyle ihtiyaç sahiplerine ulaşmanın, Ramazan ruhunu yaşatmanın temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çekiliyor.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAS)’in komşuluk ilişkilerine dair hatırlatmaları da bu süreçte toplumsal sorumluluğun önemini ortaya koyuyor. Ramazan boyunca bireylerin yalnızca kendi ibadet hayatlarına değil, çevrelerindeki insanların ihtiyaçlarına da duyarlılık göstermeleri gerektiği ifade ediliyor.
Dinî kaynaklarda “başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennem azabından kurtuluş” olarak tanımlanan Ramazan ayına bilinçli bir hazırlık yapılması gerektiği belirtiliyor. Müminlerin gündüzlerini oruç, Kur’an tilaveti ve hayır işleriyle; gecelerini ise teravih namazı, dua, tefekkür ve istiğfarla değerlendirmesi tavsiye ediliyor. Güzel ahlakın yaygınlaştırılması ve toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket edilmesi, Ramazan’ın manevi ikliminden en yüksek verimi almanın yolları arasında gösteriliyor.
Ramazan ayının manevi atmosferinde, ihtiyaç sahiplerinin maddi ve manevi desteklenmesiyle birlik, beraberlik ve paylaşma kültürünün daha da güçlenmesi amaçlanıyor. Bu anlayışla geçirilen bir Ramazan’ın, bayram sevincine ve ebedî kurtuluşa vesile olması için dualar ediliyor.