20. yüzyılın önde gelen ilim, fikir ve gönül önderlerinden Hocamız, Gönül Dostumuz, Mürebbi'miz Mahmud Es’ad Coşan’ı (Rh.A.) doğumlarının 91. Hicri yıldönümünde hürmet ve muhabbetle yâd ediyoruz.
Onun, 91 yıl evvel başlayan ve hitama erdirdiği güne kadar insan hayatının her alanını geçmiş analizi, gelecek planlaması da dahil geniş bir perspektif ile ıslaha adanmış bereketli, hareketli, duraklama bilmeyen yaşam biçimini yeniden hatırlıyoruz.
Son devrin en önemli düşünce ve hareket önderleri arasında yer alan Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan, İslam’ın öncelikli prensipleri arasında bulunan “ıslah” hareketinin hem temsil ettiği akım hem de şahsi nitelikleri bakımından nadir örneklerinden biridir. Zira kavramsal olarak ıslah meselesi üzerinde duranlar bir yana bırakılırsa, bu uğurda yeterli ve gerekli tutum ve değişiklikleri hayata geçirebilenlerin sayısı çok azdır. Mahmud Es’ad Coşan Hocamız, bu alana, hem kavram hem de eylem bazında “iman ve amel” beraberliğiyle verimli ve yönlendirici katkılarda bulunmuştur.
Muslih ne anlama gelmekte?
“Muslih” kelimesi “iyi ve yararlı olma” anlamındaki salâh ve “düzeltmek, daha iyi hale getirmek” ıslah kökünden türemiş bir sözcüktür ve "düzeltici" anlamındadır. Muslih, toplumsal anlamda düzelticiliği ifade eder. Bazen bozguncu toplumlara karşı düzeltici toplumu anlatır, bazen de kendi içindeki yasal düzenlemeleri ifade eder. Bir topluluğun düzelticiliği ve ıslah ediciliği de bu mana içinde ele alınmalıdır. Islah, kırk âyet-i kerimede “kendisini veya insanlar arasındaki ilişkileri düzeltmek; barışmak, barıştırmak” anlamında kullanılmıştır. Muslih de kötülüğe, düzensizliğe ve bozgunculuğa karşı barıştan, dirlik düzenlik ve esenlikten yana bir tutum takınan müttaki insanları ifade etmek üzere çeşitli âyetlerde yer almaktadır. (el-Bakara 2/11-12; el-A‘râf 7/170; Hûd 11/117)
Bütün görüşlerini Kur’an-ı Kerim ve Sünnete uygun ve uyumlu biçimde inşa eden Mahmud Es’ad Coşan, bu kavramı dünya ve ahiret hayatı bağlamında izah eder. İki parçalı da olsa hayat daimidir ve sadece dünya etabında huzuru hedeflemek yeterli değildir. İnsan ömrünün felahı için çalışma da gereklidir. Mahmud Es’ad Coşan Hocamız, 1996 yazında yaptığı bir sohbette şöyle der:
“Hem kendimiz Rabbimiz’in rızasını kazanmak için iyi, temiz, tam, olgun, salih, kâmil bir kul olmalıyız; hem de gafil, cahil, muhtaç, müstazâf, mazlum, masum diğer insanları kurtarmak şevkiyle çalışan eğitici, öğretici, yönetici, yardım edici, muslih, mürşit, mükemmel ve mükemmil bir has eleman... Hem tüm müslümanların dünyada huzur, sürur, rahat, nusret, emniyet, izzet, saadet ve selameti için koşturacağız; hem kendimizin âhirette fevze, necata, felaha, cennette derecât-ı âliyâta, rıdvânullâh-ı ekbere ermesi için elimizden geldiğince var gücümüzle çalışacağız.”
Mahmud Es’ad Coşan’a göre “muslih, islah edici, sadece kendisi sâlih değil başkalarını da sâlih kimse yapıcı” demektir. Buradaki başkası kavramının içine kişininin kendisi haricindeki herkes girebilir: “Kendi çocuğunu sâlih kimse yapabilen kişi muslihtir. Eşini iyi müslüman yapabilen muslihtir, islahatçıdır. Komşusunu, ortağını, yol arkadaşını islâh edebiliyorsa ıslahçıdır.”
Büyük olayları ifade etmeye daha uygun bir kavram gibi görünen ıslah ve ıslahatcı kelimelerini bireylerin mütevazı girişimleri için kullanması Prof. Dr. M. Es’ad Coşan’ın eyleme, amele dayalı bakışının bir tezahürüdür. Kişiyi ıslahçı yapan, ıslah için atacağı küçük de olsa değerli adımı ve fiilidir, ıslahçı kâl değil hâl adamıdır. Es’ad Coşan Hocamıza göre ilk görevimiz kendimizi ıslah etmek. İkinci vazifemiz de muslih olmaktır. Bu müslümanın insanlığa, topluma karşı görevidir ve şahsen iyi olmakla yetinilemez
Başmakaleler-3 eserindeki bir makalesinde Es’ad Coşan Hocamız bir toplumu oluşturan süreci şöyle anlatır:
“İnsanoğlu tek başına değil, cemiyet halinde, toplu, beraber, bir arada yaşar. Bu toplu yaşamın ilk halkası ve birinci kademesi “aile”dir. Erkek ve kadın birleşir, evlenir, samimi bir yuva kurar; doğan yavrularına sahip çıkar, sevgiyle bakar, ihtimamla büyütür, hayata hazırlar, evlenirler, neslini devam ettirir. Böylece ailelerden akraba kümeleri, aşiretler, kabileler, kavimler, milletler oluşur. Topluluklar, obalar, köyler, kentler, devletler kurar; yardımlaşarak, iş bölümü yaparak, müşterek çalışarak, beraber savunarak daha düzenli, daha kolay, daha rahat, daha emniyetli, daha güçlü, daha rahat yaşarlar. Fıtrata uygun, tabii bir din olan İslâm; topluma, cemaate, birlikte yaşamaya, muhabbete, merhamete, idarî adalete, hukukî müsavâta, malî muvasâta, içtimaî muâvenete, teşebbüste müşârekete, halka hizmete, kanuna itaate, nizama riayete çok büyük önem vermiştir.''
Sosyal yapı, bu temel işlevleri yerine getirmek için oluşan öğelerin birlikte uyumlu bir bütün oluşturmasıdır. Birbirlerinden farklı unsurların bir araya gelmesi ile oluşan yapı esasında kendisini oluşturan parçalardan farklı bir bütündür. Toplumun ihyası ve ıslahı bütün bu parçaların ıslahı ve parçalar arasındaki irtibat ve ilişkilerin de ıslahı demektir. Ona göre bu durumda bu unsurların neler olduğunun iyi bilinmesi gerekir.
Toplum, sosyal ilişkiler ağı diyebileceğimiz bir kültürel yapıyı ilişkiler, statüler, roller, sosyal değerler kültürel yapıyı; manevi kültür özellikleri de toplumdaki gelenek, görenek, ahlak ve hukuk vb. bütün kuralları ifade eder.
Toplumsal açıdan muslihlik
Hocamıza göre İslâm’da insan kadar içtimaî vazifeler, âdâb-ı muâşeret, cemiyet hayatı, düzeni, refahı, salahı, felahı da çok mühimdir. İslâm, “cemiyet”i, toplumu, şefkatle, hararetle, dikkatle, kuvvetle ve şiddetle korur. Cemiyeti mutluluğa götüren her şey “sevap”, huzuru bozan her şey de “günah”tır, katiyetle yasaktır.
“Şahısların arasını bozan fitne, fesat, gıybet, iftira, dedikodu, laf taşıma, suizan, yalan... yasaklanmıştır, bütün insanlar Hz. Âdem’in evladıdır; mü’min mü’minin kardeşidir; müslümanın müslümana üç günden fazla dargın durması haramdır; komşuluk haklarına çok dikkatle riayet etmek lâzımdır; yapılan kusur ve hataları affetmek fazilettir, Allah için kardeş ve dost olmak çok sevaptır; zenginler fakirlere sadaka ve zekât vermeye mecburdur; sıla-i rahîm yapmak, akraba ve dostları yoklayıp kollamak görevdir; anne ve babaya, büyüklere hürmet, küçüklere şefkat ve riayet şarttır; dostların birbirlerini ziyaret etmesi emredilmiştir; hudutlarda murabıt olmak, nöbet tutmak, müslümanların emniyetini sağlamak fevkalade sevaplıdır.”
Toplumsal ilişki karşılıklı etkileşimi ifade eder, tek taraflı yahut tek bir kişiyi tanımlamaz, en az iki kişi arasında olması gereklidir. Kitap okurken, televizyon seyrederken, ders çalışırken bir toplumsal ilişki kurulmuş olmaz. Toplumsal bir ilişkinin oluşması için bir mekânda birbirinden bağımsız iki kişinin olması yeterli değildir. O mekânı paylaşan bireylerin birbirlerinden haberdar olması, davranış, fikir ve tercihlerin somut birer karşılığının olması gerekir. Ancak o zaman bireyleri arasında duyarlılık olani birbirlerinin eksiklik veya fazlalıklarını göreni kıymetleri takdir eden yanlışlıklara karşı durabilen canlı bir toplum yapısı oluşabilir.
Mahmud Es’ad Coşan Hocamız, birey ve toplumun ıslahı hususunda uzman olmanın gerekliliğinden bahseder. Karşılaşılan her kişinin muhatap olunan her toplumun niteliğini anlayacak, derdinin ne olduğunu tesbit edecek kadar ıslah işinde uzman olunmalıdır. Elbette bu durumda toplum insanı olmak esastır, mümkün olduğunca çok insan tanımak, mümkün olduğunca çok toplumu tanımak icab eder.
Müslümanların süratle kendilerine çeki düzen vermesi gerektğini söyleyen hocamız, gelecekte yükleneceğimiz yeni misyonlar için itina ile hazırlık yapılması gerektiğine vurgu yapmaktadır. Bu ıslah hareketinde ilk sırayı İslâm dini ve kültürünü iyi öğrenmek maddesi alıyor, ardından yeni ve yakın tarihi iyi bilmek, lisan öğrenmek, içerde ve dışarda şahsî dostluk kurmak, kurulmuş organizasyonlarda görev almak geliyor. Kendilerine göre ancak bu şekilde zararlı gelişmeleri engeller, faydalı olanlara destek verebiliriz.
“Demek ki hepimiz hem sâlih olacağız, hem muslih olacağız. Hem kendimiz iyi insan olacağız, hem de İslâm'ı yaymak için, başkalarını iyi insan yapmak için çalışacağız. Peygamber Efendimiz böyle yaptı. Peygamber Efendimiz İslâm'ı Arabistan'da yaymakla yetinmedi, Bizans kralı Heraklius'a mektup yazdı. Habeşistan kralını müslüman etti. Sâsânî hükümdarına elçi gönderdi.''
Mahmud Es’ad Coşan Hocamız insanı içinde bulunduğu toplum ile birlikte değerlendirir. Bu toplum sadece insanlardan oluan bir çevre değildir. Ona göre mekanı bitkiler ve hayvanlar, hatta solunan hava bile kişiyi inşa eden, yaşatan, ona anlam katan toplumsal öğelerdir.
Hem etken hem de etkileyen konumları ile mekân ve insan ilişkisi, dönüştüren ve değiştiren bir dinamiğe sahiptir. İnsanlar mekânları inşa eder gibi görünse de zaman içinde ve yavaşça mekânlar da insanları dönüştürürler.
Gündelik hayata yansıyan muslihlik
İnsanların ruh ve gönül dünyalarını yansıtan mekânların içinde yaşayanlarla irtibatına, kültürümüzde bir darb-ı mesel olan "Şeref-ül mekân bil mekîn" (Mekânın şerefi oturanlar iledir) sözü ile dikkat çekilmiştir. O halde mekânların temizliği de içinde barınan insanların temizliği ile mümkündür ki bahsi geçen temizlik ahlâkidir. Ahlâk kirliliği, ahlâki bozukluk, fesat veya dejenerasyon mekan kirliliğine yol açan en mühim saiktir. Zira ahlaki kirlilik içsel bir mesele gibi görünse de bozukluğu ve biçimsizliği, aynı nitelikleri haiz mimari anlayışı ve çevre tahribatı ile kendini gösterecektir.
Bu ciddi çevre sorununun kaynağından çözümlenmesinin çaresi tasavvuftur.
“Ahlâkta bir bozulma, ahlâkta bir fesat. Dejenerasyon deniliyor. Ahlâk da bozulmuş, huylar bozulmuş; insanların kalpleri, kafaları bozulmuş. Bunların da üzerine gidilmesi lazım. Bunun da yolu tasavvuf. Kafalarının dış şeklinin, içeriden eğilmiş olan taraflarının düzeltilmesi, yeniden astar boyası üst boyası atılması; kafalarının yeniden boyanması, cilalanması lazım. Kafalar da yamulmuş. O da bir çevre bozukluğu. Bunların hepsini beraber düşünüyoruz. Onun için tasavvufî bir grup olduğumuz halde çevreciyiz.”
Onun çevre-insan ilişkisi bağlamında ifade ettikleri yine insanı ferdi ve içtimai seviyede ıslah ve ihyaya yöneliktir. Hem insanları hem hayvanları hem bitkileri kapsar. Aralarında bir sulh iklimi hasıl eder ve onları birbirlerine dost kılar.
“Şaşırmış, İslâm’dan uzaklaşmış, aslını, harsını, örfünü, âdetini unutmuş zavallı insanları güzel tabiatla, temiz havayla, zümrüt dekorlarla, engin çayırlar, ulu dağlarla yeniden tanıştıracağız, gençleri sigaradan, uyuşturucudan, nefsine, zevkine esir olmaktan, şeytana uymaktan kurtaracağız.“
Tarif ettiği muslihler zümresinden olmayı, dünya ve ahiret hayatının ıslahı için adımlarını sadakat ve vefa ile takip edebilmeyi niyaz ederiz.
Ruhu şâd olsun…
© İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.