İlke ve Değerlerinden Ödün Vermeden
Özgür Yayın Platformu Olarak Kalsın Diye
Akşam18:21 Yatsı19:45 İmsak06:45 Güneş08:14 İşrak08:54 Öğle13:22 İkindi15:57
Hava - Hava durumuÇok Bulutlu 6°C Nem %65
Türkçe
7 Recep 1444 29 Ocak 2023 Pazar
Giriş Yap

Hicret Yolculuğu, İlk Hutbe ve Medine Günleri

14.10.2022    |
­Allah’ın en seçkin elçisi Muhammed-i Mustafa (SAS)’ya çetin tevhid yolculuğunda teselli veren olayları aktardığımız 9. bölümün ardından bu bölümde zorda kalana kucak açan Yesrib halkının daveti üzerine gerçekleşen hicretle devam ediyoruz.

10. Bölüm

Hicret

Bilhassa son zamanlarda Mekke’de müşrikler Müslümanlara karşı çok acımasız davranıyorlardı. İnananların inançlarını yaşayabilmeleri ancak bir başka yerde mümkün gözükmekteydi. İlk hicret, Hz. Muhammed’in (SAS) emriyle Habeşistan’a gerçekleşmişti. Bu hicret, Hz. Peygamber’in henüz davetinin ilk yıllarında iken Afrika ile temasa geçmesini sağladı.

İlk hicret eden, muhacirlerin iyi karşılanması üzerine ikinci hicret kafilesine yetmişten fazla Müslüman katılmıştı. Yalnız Habeşistan Mekke’den oldukça uzaktı. Orası, evrensel son din için merkez olma şartlarını taşımamaktaydı.

Yesrib şehrin İslâmiyet’in çevreye kolayca yayılmasına imkân sağlayacak merkezî bir konumdaydı. Savunmaya elverişli coğrafî bir yapıdaydı. Kervan yollarının üzerinde bulunmaktaydı. Akabe bey’atlarında tevhide ilk davet edildiklerinde hemen kulak veren ve gereğini yerine getiren, sayıları gün geçtikçe artan samimi Yesrib halkı, dört gözle peygamberi beklemekteydi.

Hz. Peygamber (SAS) bir müddet sonra Mekkeli mü’minlere yeni hicret yurdunu duyurdu, şöyle buyurdu: “Bundan böyle sizin hicret edeceğiniz şehrin, iki kara taşlık arasında hurmalık bir yer olduğu bana gösterildi.” (Buhârî, Kefâlet, 4)

Müslümanlar gizlice Yesrib’e akın etmeye başlamışlardı. Ne var ki bu, pek kolay olmamaktaydı. Büyük fedakârlıklara, eş ve evlat ayrılıklarına mal olmaktaydı. Müşrikler, gidenlere engel olabilmek için her türlü tedbiri almaktaydı. Yalnız Hz. Ömer (RA) açıktan hicret edebilmişti. Müşrikler sadece ona karışmaya cesaret edememişti. Medine’de Mekke’ye yönelik hisler yoğunlaşıyordu. Heyecanla çarpan yüreklerin sayısı gittikçe artıyordu.

Medine her geçen gün biraz daha sabırsızlıkla bir büyük muhacir bekliyordu. Mekke müşrikleri ise 14 yıldır karşılarında gelişen olaylara bir son verme çaresizliği içinde kıvranıyordu. Dârunnedve’de, şehir meclisinde toplantı vardı. Kureyş’in müşrik büyükleri yine toplanmışlardı. Son yıllarda aynı gündem etrafında sık sık toplanır olmuşlardı.

Bu kez, Hz. Muhammed (SAS) ve bağlıları hakkında kesin sonuca varacaklardı. Konuşmalar çok hararetliydi. Olmadık teklifler gündeme getiriliyordu. İçlerinden biri kalkmış: “hapsedelim”; bir diğeri “sürgün edelim” diyordu. Ebû Cehil ise: “Her kabileden birer genç bulalım, bir anda hep birden vursunlar. Kan davası güden olmaz” önerisini ileri sürüyordu.

Karar verdiler; Hz. Peygamber’i öldüreceklerdi... Bu sırada Hz. Muhammed (SAS) Mekke’de yalnız sayılabilirdi. Zira Müslümanların çoğu çeşitli zamanlarda Medine’ye hicret etmişlerdi. Müşriklerin gözüne bu iş kolay görünmüştü.

Allah onların bu toplantı ve kararlarını şöyle bildirdi: “Hani, vaktiyle o inkâr eden (müşrik)ler, seni tutup bağlamak veya öldürmek ya da (Mekke’den) çıkarmak için tuzak kuruyor(lar)dı. Onlar tuzak kurarlarken, Allah da tuzaklarının karşılığını veriyor (onu başlarına geçiriyor)du. Allah, tuzak kuran(lara karşılık veren)lerin en iyisidir.” (Enfâl 8/30)

Müşrikler, suikast hazırlıklarını sürdüredursunlar Cebrail (AS) Hz. Peygambere: “Her zaman yattığın yatağında bu gece yatma” tavsiyesini iletmekteydi.

Hz. Peygamber’le (SAS) birlikte Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ali (RA) de henüz Mekke’deydi...  Ebû Bekir (RA)’a daha önce hicret etmek için izin istemesine rağmen Hz. Peygamber (SAS) izin vermemişti. “Umulur ki Allah sana bir arkadaş bulur” buyurmuştu. Öğle vakti adet olduğu üzere herkes istirahata çekilmişti. Birlikte hicret etmeyi dilediği Hz. Ebû Bekir’e (RA) gitti. Ebû Bekir’in o anda yanında bulunan kızlarını dışarı çıkarmasını istedi...

Allah’ın kendisine Medine’ye hicrete izin verdiğini müjdeledi. İstirahat vakti gidişi ve odadakilerin dışarı çıkarılmasını istemesi Peygamberî bir tedbirdi. Hz. Ebû Bekir heyecanla sordu: “–Beraber miyiz?” Hz. Peygamber (SAS): “Evet, beraberiz,” buyurdu. Bu cevap üzerine Hz. Ebû Bekir’in sevinç göz yaşları döktüğü görüldü.

Aslında Hz. Ebû Bekir, izin isteğine “bekle” denildiğinde durumu tahmin etmişti. Bu nedenle de o günden beri iki hecin devesini bu iş için ağaç yapraklarıyla evinde beslemekteydi. 

Allah Teâlâ, dua anlamı taşıyan şu ayetle Hz. Peygamber’e hicret için izin vermişti: “De ki: “Yâ Rabbi! (Hicretle gireceğim yere) beni doğruluk (ve hoşnutluk) üzere dahil et. (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk (ve hoşnutluk) çıkışıyla çıkar. Bana tarafından yardım edici bir kuvvet (iktidar) ver.” (İsrâ 17/80)

Hz. Ebû Bekir’in (RA) evinde yolculuk hazırlığına girişildi. Hz. Peygamber (SAS) ise evine döndü. Akşam oldu. Hz. Peygamber yanında bulunan Hz. Ali’ye: “Yatağımda yat! Şu hırkamı da üstüne ört. Korkma! Sana hoşlanmayacağın bir şey isabet etmez” dedi. Hz. Ali (RA) hiç tereddüt etmeden kabul etti.

Mekkeli müşrikler, dinine inanmamakla beraber Hz. Peygamber’in (SAS) doğruluğuna güvenmekteydiler! Bazı kıymetli eşyalarını ona emanet etmekteydiler. İşte bu emanetlerin bir kısmı hâlâ Hz. Peygamber’in (SAS) yanındaydı. Bunları Hz. Ali’ye (RA) teslim etti: “Emanetleri sahiplerine verinceye kadar Mekke’de kal!” diye emretti.

Ne yücelikti... Müşrikler, kendisini öldürmek için evinin etrafını çevirmekte, o; suikastçılara ait emanetleri iade etmek için adam görevlendirmekteydi... Düşünmek gerekti... Evet, bunu ancak, Allah elçisi yapabilirdi.

Hava iyice kararınca, evin etrafındaki çember tamamlandı. Hz. Muhammed (SAS), bir avuç toprağı suikastçıların üzerine savurdu. Aralarına daldı. O anda şu anlama gelen ayeti okumaktaydı:

“Onların hem önlerine bir set hem arkalarına bir set çektik, hem de onları kuşatıp sardık. Artık onlar (hakikati) göremezler.” (Yâsin 36/9) Hepsi birden, yüzlerinde savrulan toprağın eseriyle birlikte uyuyakalmıştı. Muhammed (SAS) kendisini öldürmek için evinin etrafında bekleşen kalabalığın arasından geçip Hz. Ebû Bekir’in (RA) evine gitti. Müşriklerin üzerine attığı toprağı Hz. Peygamber atmış, etkisini Allah yaratmıştı.

Yolculuk Başlıyor

Ebû Bekir (RA) hazırdı. İki deveyi Hz. Peygamber’e (SAS) takdim etti: “Hangisini istersen onu al!” dedi. Muhammed (SAS) kabul etmedi. Devenin parasını verdi, satın aldı. Ancak develer birkaç gün daha evde kalacaktı.

Muhammed (SAS.) ve Hz. Ebû Bekir evin arka kapısından çıktılar. Sevr Dağı’nın yolunu tuttular. Ne hikmetti?... Biraz önce düşmanların içinden yalnız başına çıkıp gelen Peygamber (SAS), şimdi evin arka kapısından gizlice çıkmaktaydı. Bu hareketiyle o, tedbir konusunda ümmetine ışık tutmaktaydı. Sevr Mağarasında gizlendiler...

Hz. Muhammed’in evini sarmış olan müşrikler sabahı beklediler. Peygamberi öldürdüklerini herkesin görmesini düşünmekteydiler. Böylece kan davası güdülmesinin önüne geçmek istemekteydiler...

Sabahleyin Hz. Peygamber’in (SAS) yatağından Hz. Ali’nin (RA) kalktığını gördüler. Şaşkına döndüler. Doğruca Hz. Ebû Bekir’in (RA) evine koştular. Onları kızı Esma (RA) karşıladı. Sordular: “Baban nerede?” Esma: “Bilmiyorum” diye cevapladı. Ebû Cehil öfkesini dindiremedi.

Hicret; peygamberî hareketti. Bir anlamda peygamberlerin ortak kaderiydi. Hicret, davete hız vermekti... Hicret, tevhid yolundaki azmi hasret ve gurbetle perçinlemekti... Hicret, Allah’a güvenmekti. Hicret; Allah’a yönelmekti. Hicret, gayeye hizmetti. Hicret, zahmet görünümündeki şerefti, izzetti, zaferdi... Hicret, devletti.

Peygamber Mağarada

Hz. Muhammed (SAS) sâdık dostu Ebû Bekir (RA) ile mağarada beklemekteydi. Müşriklerse onların peşindeydi. Bulup getirene yüz deve verileceğini duyurmuşlardı. Üç gün geçti. Esma (RA) yemek; Abdullah b. Ebî Bekir (RA) haber getirirdi. İstihbarat kesilmemişti. Bir ara müşrikler mağaranın önüne geldiler. İçeridekiler, müşriklerin seslerini işitmekteydiler.

Ebû Bekir (RA) endişelendi. Hz. Muhammed (SAS) ise sakindi. Ebû Bekir’i teskin etti: “Ey Ebûbekir, korkma! Hiç şüphesiz Allâh bizimledir!” dedi...

Allah Teâlâ Kur’ân’da bu olaya şöyle yer verdi: “Eğer siz, o (Allah Resûlü’)ne yardım etmezseniz (mühim değil), muhakkak ki Allah, ona yardım etmiştir: Hani vaktiyle kâfirler onu iki kişinin biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları (hicretine sebep oldukları) zaman, (Ebû Bekir’le) ikisi (Sevr dağında) mağarada iken, arkadaşına: “Üzülme, Allah mutlaka bizimle beraberdir.” diyordu. (İşte o zaman) Allah, o(na yardım etti ve arkadaşının kalbi)ne huzur ve güveni indirdi. O’nu, görmediğiniz askerlerle kuvvetlendirdi. Böylece inkâr edenlerin sözünü (dâvâsını) en aşağı kıldı. Allah’ın (tevhid) kelimesi ise, o çok yücedir. Allah mutlak galiptir, eşsiz hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe 9/40)

Dördüncü gün sabah erkenden, ayarladıkları rehberin getirdiği develere bindiler. Yesrib yoluna girdiler.

Hz. Muhammed (SAS) hislenmişti. Vatandan ayrılış onu hislendirmişti. Hazvere mevkiine gelince devesini durdurdu. Mekke’ye yöneldi: “Sen, beldelerin Allah katında en sevgili olanısın. Çıkarılmamış olsaydım senden çıkmazdım. Senden başka bir yeri yurt tutmaz, yuva kurmazdım” (Tırmizi, Menakıb, 69) diye sevgisini ifade etti.

Allah (CC), Cuhfe mevkiinde Muhammed’i (SAS) teselli etti. Şu ayeti vahyetti:

“Hiç şüphesiz bu Kur’an’ı (okuyup amel etmeyi) farz kılan (Allah), elbette seni dönülecek yere döndürecektir. De ki: “Rabbim, hidayetle geleni de apaçık bir sapıklık içinde olanı da en iyi bilendir.” (Kasas 28/85)

Bu bir dönüş müjdesiydi. Fetih müjdesiydi. Hz. Muhammed (SAS) bu ilâhî müjde ile yoluna devam etti.

Medine Yolunda

Dört kişilik kervan Sevr’den çıkıp yirmi dört saat hiç durmadan yola devam etti. Müşrikler dört bir yana at sürdü. Öldürülmek için aranan, Allah’ın son resûlüydü. Yirmi dört saatlik yolculuğun hemen sonunda peşlerinde bir atlı göründü. Tehlike büyüktü...

Atın ayağı sürçtü, süvârisi Surekâ düştü. Atı sürmek istedi bu kez hayvanın ayakları kuma gömüldü. Süvari af diledi. Peygamber (SAS) kendisine berat verdi. O da bunun karşısında: “Gelenleri çevireceğim” dedi. Bir daha kimse görülmedi...

İlk Kurum: Cami

On günü aşan bir yolculuk sonunda kervan Kuba köyündeydi. Muhammed (SAS) bu köyde birkaç gün kaldı. Bu esnada İslâm’ın ilk yapısal izi, temeli; Kuba’da dikildi. Bu bir mesciddi.

Peygamber (SAS) bu mescidin hem mimarı hem ustası, hem işçisiydi. İlk kurum olarak caminin yapılması önemliydi. İbadethaneydi, toplanma yeriydi, işlevi büyüktü.

Bu ilk mescide Kur’ân şâhitti: “(Resûlüm!) Daha ilk günden takvâ üzerine (Allah’ın emrine ve rızasına uygun) kurulan mescidin (Kuba mescidi) içinde namaz kılman daha uygundur. (O mescidin) içinde tertemiz olmayı arzu eden adamlar vardır. Allah da tertemiz olanları sever.” (Tevbe 9/108)

Hz. Muhammed (SAS) birkaç gün sonra Yesrib’e hareket etti. Hicret tamamlanmak üzereydi.

Yesrib’den Medine’ye

Hz. Muhammed’in (AS) Mekke’de bulunamadığı haberi kendisinden önce Yesrib’e ulaşmıştı. Yesrib azîz misafirini, büyük muhacirini, Allah elçisini beklemekteydi. Yesrib bu gelişe hazırdı. Orada epeyce güçlü bir İslâm topluluğu oluşmuştu. İki-üç yıldır Akabe görüşmeleri, bey’atları ve Resûlullah’ın görevlendirdiği ilk öğretmen Mus’ab b. Umeyr’in (RA) çalışmalarıyla bereketlenmişti. Evlerini, bahçelerini, gönüllerini açtıkları Muhacirlerle de toplulukları güçlenmişti.

İlk Cum’a ve İlk Hutbe

Hz. Peygamber (SAS) ve beraberindekiler akrabaları Neccaroğulları’nın koruması altında Kuba’dan Yesrib’e yöneldiler (Buhârî, Sahîh, 4/266). Ranûna vâdisine geldiler. Burası Yesrib’in dış mahallesiydi. Günlerden Cum’a idi.

Hz. Muhammed (SAS) İslâm’ın sembollerinden Cum’a namazını bu vâdide kıldırdı ve ilk hutbesini burada verdi. Hz. Muhammed (SAS) bu hareketiyle Yesrib’e bir sığınmacı gibi değil; yeni bir hareketin lideri, yeni bir dünyanın habercisi ve yöneticisi gibi girmekteydi. Hz. Muhammed (SAS) ayakta durduğu esnada ard arda verdiği bu ilk hutbelerinde, Allah’a hamd ve övgüde bulunduktan sonra, şöyle buyurdu:

“Ey insanlar: Ölmeden önce tevbe edin, (hatalarınızdan pişmanlık duyarak tekrar yapmamaya söz verin), fırsat elde iken iyi işler yapmaya bakın. Gizli-açık çok çok sadaka vermek, Allah’ı çok çok zikretmekle Rabbinizle aranızı düzenleyin. Böyle yaparsanız rızıklandırılır, yardım görür ve kaçırmış olduğunuz şeyleri elde edersiniz. Biliniz ki, bu yılınızın bu ayında, bu yerde Allah, size kıyamete kadar Cuma namazını farz kılmıştır.” (İbn Mace, İkame 78)

“Ey insanlar; Sağlığınızda ahiretiniz için hazırlık yapın, muhakkak her biriniz ölecek ve sürüsünü çobansız bırakacaktır. Sonra Allah ona tercümansız ve aracısız olarak diyecek ki: “Benim resûlüm gelip de size emirlerimi bildirmedi mi? Ben sana mal-mülk verdim, pek çok iyiliklerde, ihsanlarda bulundum, sen kendin için ne getirdin?” Bu soru ile karşılaşan herkes sağa sola bakacak bir şey göremeyecek, önüne baktığı zaman Cehennem’i görecek... O halde uyanınız, kim yarım hurma kadar iyilikle bir hayr işleyerek ateşten korunmaya gücü yeterse onu yapsın. Onu bulamayan da, güzel bir sözle kendisini korumaya çalışsın. Çünkü bir iyiliğe on mislinden yedi yüz misline kadar sevap verilir. Allah’ın selâm, rahmet ve bereketi üzerinize olsun!” (İbn Kesîr, Bidâye, 3/213-214)

Hutbesinin birinci bölümünü böylece bitiren Hz. Muhammed (SAS) ikinci hutbede de şunları söylemişti:  

“Allah’a hamd olsun! Allah’a hamd eder ve O’ndan yardım dilerim. Nefislerimizin şerlerinden ve kötü amellerinden, Allah’a sığınırız. Allah’ın doğru yola ilettiğini hiç kimse saptıramaz! Saptırdığını da hiç kimse doğru yola iletemez! Şehadet ederim ki: Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur! O, birdir; O’nun ortağı yoktur! Sözlerin en güzeli, Yüce Allah’ın Kitabıdır. Allah kimin kalbini Kur’ân’la süsler ve onu küfürden sonra İslâm’a girdirir, o da Kur’ân’ı insanların sözlerine tercih ederse, işte o kimse kurtuluşa ermiştir. Doğrusu, Allah’ın kitabı, sözlerin en güzeli ve en vecizidir. Allah’ın sevdiğini seviniz! Allah’ı candan gönülden seviniz!  Allah’ın kelamından, zikrinden usanmayınız! Allah’ın kelamından, kalbinize kasvet ve darlık gelmesin! Çünkü, Allah’ın kelamı, her şeyin üstününü ayırıp seçer. Amellerin hayırlısını, kulların seçkinlerini, kıssaların iyisini anlatır. Helal ve haram olan her şeyi açıklar. Artık Allah’a ibadet ediniz ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayınız. O’ndan gereği gibi sakınınız. Dilinizle söylediğiniz güzel sözlerinizle Allah’ı tasdik ve ikrar ediniz. Allah’ın ihsan ettiği rahmetle birbirinizi seviniz. Muhakkak biliniz ki: Allah, ahdinin bozulmasına gazab eder. Allah’ın selâmı üzerinize olsun!” (İbn İshak-İbn Hişam, Sîre, II, 146, Beyhakî, II, 524; Kıssas-ı Enbiyâ, I, 124-125)

Bu hutbe, Hz. Muhammed’in (AS) davetinde ilk ibadet içi bildiri olması bakımından önemliydi. Bu hutbede Peygamber (SAS) neler ifade etmiş, nelere dikkat çekmişti?

Şöyle özetlenebilirdi: Hataları terk edip af dileme, sadaka, zikir, cuma namazının yükümlülüğü ve önemi, ahiret için hazırlık, ölüm gerçeği, ahirette kişinin görecekleri, iyilik yapmanın gereği, Allah’a hamd ve dua etmek, doğru yola ermenin Allah’a ait oluşu, Allah’ın birliği, tevhid, Allah sözünün üstünlüğü ve eşsizliği, Kur’ân’a bağlılık, Allah’ı sevmek, Allah’ın sevdiklerini sevmek…

Bütün bunlar kişi ve toplum hayatının mânevî temelleriydi. Öyle temeller ki, sosyal hayatın gereklerinin de en insanî biçimde yaşanmasını sağlamaktaydı.

Hutbe; inanç, ibadet, ahlâk ve uygulama konularına genel anlamda değiniyordu. Tabiri câizse, İslâm’ın toplumsal bir özetini vermekteydi. Hz. Muhammed (SAS) hicret esnasında bile daveti eylem planında devam etmekteydi... İslâm’ın yerleşim ve gelişim grafiği yükselişini sürdürmekteydi. Cuma namazından sonra devesine bindi. Yesrib’i şereflendirdi. Zaten Medineliler kendisini karşılamaya gelmişlerdi.

Yesrib neşeli, herkes sevinçliydi. Yesrib semalarında: “Ya Muhammed”, “Ya Resûlullah”, “Allahü ekber” sadaları birbirine karışmaktaydı. Gençlerin ağızlarında ise: “Dolunay doğdu üzerimize, Vedâ Tepesinden, Şükür gerekir bize! Ey gönderilen peygamber içimize, Yüce bir davetle geldin bize, şehrimize!.” Sözleri bestelenmekteydi..

Ebû Eyyûb’un Evinde

Sevinç ve neşeye merak eşlik ediyordu. Resûlullah kime misafir olacaktı? Yesribli Müslümanların hepsi onu misafir etmeye hazırdı. Ne var ki o (SAS), bu işi devesi Kasvâ’ya bıraktı: “Hayvanı serbest bırakın, yolundan çekilin, ona nerde duracağı, çökeceği bildirilmiştir!” (İbn Sa’d, 1/236, Belâzurî, Ensâb, 1/266, Semhûdî, 1/256) buyurdu.

Kasvâ. kimin kapısı önüne çökerse, onun misafiri olacağını duyurdu. Şimdi bütün gözler Kasvâ’yı takibe koyulmuştu. Hz. Peygamber (SAS) bu hareketiyle, her işinde olduğu gibi misafirliği konusunda da ilâhî iradeye tâbi olduğunu göstermek istemişti. Bu heyecanlı dakikalarında bile o, işin mânevî yönüne dikkat çekmiş böylece öğretmeye devam etmişti.

Resûlullah’ın devesi bir-iki çöküş kalkıştan sonra, Ebû Eyyûb Hâlid b. Zeyd el–Ensârî’nin evi önündeki boşluğa çöktü. Hicret, Ebû Eyyûb’un evinde son bulmuş oldu.

Bu sonla birlikte eski Yesrib, Peygamber’in şehri anlamında “Medinetun Nebi” adını aldı. Bu isim, Hz. Muhammed’in (SAS) olduğu kadar, Yesrib’in de “Medine’ye” hicretinin hatırası olarak kaldı.

◀️ 9. Bölüm: Mirac Mucizesi, Akabe ve Hicret Hazırlıkları

▶️11. Bölüm: Yesrib'ten Medineye. Muhacirler ve Ensar

 

 

Kabe
Canlı Yayın
Şuan canlı Yayın
Haberler
AKRA CANLI
 / 
close icon close icon
AKRA CANLI
Haberler
Haberler Add Icon volume up
 / 
Canlı Yayın
fast rewind
fast forward
Playlist
Bu özelliği kullanabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir
  
Fikrini Paylaş
TAAHHÜTNAME

Hazırlamış olduğum ve sitenize gönderdiğim/ teslim ettiğim, tamamen orjinal ve bana ait olan, projemin/görüntü veya kaydımın, AKRA MEDİA tarafından kendisine ait kablolu/karasal/uydu, şifreli/şifresiz, free/paralı TV, video, DVD, VCD,VHS ,radyo, kaset, sinema ve sair mevcut yada ortaya çıkacak her türlü İşaret, ses ve /veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı ve tüm internet siteleri ve sosyal medya platformlarında yayınlamasına, çoğaltma hakkı, yayma hakkı, işleme hakkı ve temsil hakkının kullanılmasına süresiz olarak müsaade ediyorum.

Projemin/görüntü veya kaydımın, bant, CD, VCD, DVD, GSM, MP3 Player, dijital kayıt vb. tüm yollarla kayıt, çoğaltma ve dağıtım haklarını, bilişim veya iletişim ortamında görüntülenmesini, iletilmesini, okunmasını, izlenmesini, dinlenmesini vb. interaktif veya normal CD, VCD, DVD, GSM, MP3 Player vb. şekilde basılarak veya ses kayıtlarının metin haline getirilip kitap olarak piyasaya sunulmasını sağlayacak her türlü materyal üzerine kaydı ile çoğaltılması, kullanılması, işlenmesi, yeniden ve genişletilmiş şekilde sesli, yazılı ya da görüntülü yayın haklarını, bu suretle de çoğaltılarak kullanılması, dağıtılması, pazarlanması vb. fikri, mali ve manevi haklarımın tamamını, programda gerekli görülen değişiklikleri yapma haklarımı bila bedel olacak şekilde, AKRA.MEDİA sitesine ve bu site'nin yetkilisi ve sahiplerine devir ve temlik ettiğimi, beyan, kabul ve taahhüt ederim.

Şehir Seçin
Close