Çünkü İşrak Nafiledir…
Nafile ise lüzumsuz ve boşa giden değil ekstra ve hoşa gidendir.
“Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz. O, nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder; sonunda ben onu severim. Sevince de artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden isterse istediğini mutlaka veririm. Bana sığınırsa onu mutlaka koruyup kollarım.”1
Gerçekten biz, Davud’la birlikte akşam ve işrak vakti tesbih etmek üzere dağları ona boyun eğdirmiştik. (Sâd Sûresi, 18)
Enes b. Mâlik’ten (r.a.) rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
“Kim sabah namazını cemaatle kılar, sonra güneş doğana kadar oturup Allah’ı zikreder, ardından iki rekât namaz kılarsa ona dört başı mamur bir hac ve umre yapmışçasına sevap verilir.”2
Kişinin, zorunlu olmadığı hâlde gönlünden koparak yaptığı iyiliğin Allah Teâlâ nezdinde bambaşka bir değeri ve mükâfatı vardır. Nitekim Allah Teâlâ, oruç tutmaya gücü yetmeyen müminlerin, tutamadıkları oruçların yerine fidye vermeleri gerektiğini belirttikten sonra “Kim de [zorunlu olan fidyeden] daha fazlasını verirse bu kendisi için daha iyidir. ” buyurarak kişinin zorunlu olduğu miktardan daha fazlasını vermesini “daha iyi” olarak nitelendirmiştir. Bu aynı zamanda kişinin, sevdiğinin gözüne girebilmek için onun hoşuna gidecek davranışları sürekli ve sık sık sergilemesini beraberinde getirir.
Nafile kelimesi Türkçede “yararsız, boşuna” gibi bir anlamda kullanılsa da Arapçada kişinin, sorumlu olmadığı hâlde fazladan yaptığı ibadet ve sevaplı işlere denir. Bir anlamda farz değil ama gönülden koparak yapılan ibadet demektir. Nafile ibadetler, farz ibadetlerde farkında olmadan yapılan kusurları tamamlar,1 günahların bağışlanmasını sağlar, kişiye bol bol sevap kazandırır; onu Allah’a (c.c.) iyice yaklaştırarak Cenâb-ı Hakk’ın sevgisini kazanmasına vesile olur.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Allah Teâlâ’ya şükür vesilesi olsun diye farz ibadetlerin dışında sık sık nafile ibadetlerde bulunur; vaktini zikir, tesbih, dua ve namazla değerlendirirdi. Bütün günahları bağışlanmış olduğu hâlde niçin bu kadar çaba gösterdiğini soranlara da “Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?” cevabını verirdi.2
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) nafile ibadetleri yapmak için en başta seher vakitlerini tercih ederdi. Böylece Allah Teâlâ’nın “Senin için fazladan olmak üzere gecenin bir kısmında Kur’an okuyarak teheccüd namazı kıl ki rabbin seni makam-ı mahmûda eriştirsin.”3 buyruğuna uygun hareket etmiş olurdu. İkinci sırada ise sabah namazının ardından güneşin bir müddet yükseldiği zaman dilimi gelirdi. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), sabah namazını kıldıktan sonra mescitten ayrılmaz, ashabına sohbet eder, güneş bir miktar yükseldikten sonra namaz kılardı. Kendisi zamanını bu şekilde değerlendirirken bize de bu vakti zikir, tesbih, dua ve namazla geçirmemizi tavsiye etmiştir.
İbadetlerin Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olması yanında mümine sağladığı maddi faydaları da bulunmaktadır. Nitekim bazı bilimsel araştırmalar, düzenli şekilde ve belli maksada dönük olarak yapılan dua ve ibadetlerin insan üzerinde olumlu etkiler bıraktığını ortaya koymuştur. Özellikle günün aydınlanmaya başladığı sırada ibadetle meşgul olmak, kişinin gününü daha zinde ve verimli geçirmesine yardımcı olur. Dışarıdan gelen bir baskıyla değil de kişinin kendi bilinçli tercihiyle yaptığı ibadetin etkisinin daha fazla olacağı aşikârdır. Teheccüd namazı, işrak namazı, zikir ve dua gibi nafile ibadetlerde bulunanlara umre ve hac sevabı gibi motivasyon gücü yüksek ödüllerin bahşedilmesi söz konusudur. Bu ödüllerin büyüklüğü bir yandan ibadetin yapıldığı vaktin hürmetiyle diğer yandan müminin uykusundan feragat edip ibadetin verdiği manevi huzuru tercih etmesiyle ilgilidir. Nitekim Allah Teâlâ, dağların ve taşların işrak vakti ile akşam vaktinde Hz. Davud (a.s.) ile birlikte tesbihatta bulunduğunu bildirmiştir.4
İşrak İbadeti Denince Ne Anlamalıyız?
İşrak, güneşin doğmasıyla birlikte etrafın aydınlanması anlamına gelir. İşrak ibadeti ise, biraz öncesi ve biraz sonrasıyla güneşin doğduğu vakti ibadetle geçirmeyi ifade eder. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bu vakit için bize, iki ibadet tavsiye etmiştir.
Resul-i Ekrem Efendimizin (s.a.s.) birinci tavsiyesi zikirdir. Sabah namazını cemaatle kıldıktan sonra güneşin doğup bir miktar yükseleceği vakte kadar Kur’ân-ı Kerîm tilaveti, salâtüselâm, istiğfar ve tesbihle meşgul olarak bu tavsiyeyi yerine getirebiliriz. Bunun için Peygamber Efendimizden (s.a.s.) rivayet edilen sabah zikirleri, tesbihat ve dualar okunabilir. Resûlullah Efendimizin (s.a.s.) sabah ve akşam yaptığı zikir, tesbih ve dualar, İslam’ın en sahih kaynakları olan Kütüb-i Sitte’den derlenerek Server Yayınları’nın “Dua: Evrâd-ı Şerîfe” adlı eserinde bir araya getirilmiştir.5
Resul-i Ekrem Efendimiz’in (s.a.s.) ikinci tavsiyesi ise namazdır. Vakti, güneş doğduktan bir müddet sonra başladığı için bu namaza “işrak namazı” denir. İşrak namazı, öğle vaktinin girmesine kısa bir süre kalıncaya kadar kılınabilir. Güneşin doğup öğlene kadar sürekli yükseldiği süreye Arapçada “duhâ vakti”, Türkçede ise “kuşluk vakti” dendiği için bu namaz “duha namazı” veya “kuşluk namazı” olarak da bilinir. Öte yandan bu nafile namaza, duha vaktinin başlangıcında kılınması durumunda “işrak namazı”, ilerleyen vakitte kılınması durumunda “duha namazı” demeyi tercih eden âlimler olduğu gibi6 işrak namazı ile duha namazını iki ayrı nafile namaz olarak kabul eden âlimler de vardır.7
Ebû Zer’den (r.a.) rivayet edilen başka bir hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
“Sizden biriniz, vücudundaki her bir kemik parçası için sabaha kavuştuğu her gün şükür nişanesi olarak sadaka vermelidir. “Sübhânallah” denerek yapılan her tesbih getirme sadakadır; “Elhamdülillah” denerek yapılan her hamdetme sadakadır, “Lâ ilâhe illallâh” denerek yapılan her tehlîl getirme sadakadır; “Allâhu ekber” denerek yapılan her tekbir getirme sadakadır; iyiliği emretmek sadakadır; kötülüğü yasaklamak sadakadır. Kuşluk vakti kılınan iki rekât namaz var ya, bunların hepsinin yerini tutar.”8
Peygamber Efendimizin (s.a.s.) İşrak Namazı Sünneti
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) işrak namazı kılmıştır. Bazen bu namazı her gün kılmaya devam etmiş, bazen de ara vermiştir.9 Mesela Berâ b. Âzib (r.a.), Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ile birlikte on sekiz sefere katıldığını, bu seferlerde onun öğleden önce güneş yükselirken kıldığı iki rekât namazı hiç terk etmediğini belirtmiştir.10
Peygamber Efendimiz (s.a.s.), ashabına da işrak namazı kılmalarını tavsiye etmiştir. Nitekim sahâbe-i kirâmdan Ebû Hüreyre, Ebu’d-Derdâ ve Ebû Zerr (r.a.), Peygamber Efendimizin (s.a.s.), kendilerine her ay üç gün oruç tutmalarını, işrak namazı ile vitir namazı kılmalarını tavsiye ettiğini bildirmişlerdir.11
Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan (k.s.) Hocamızın İşrak Namazı ile İlgili Tavsiyeleri
Yaptığı sohbetlerle, verdiği vaaz ve nasihatlerle gönül dünyamızı aydınlatan, Kur’an ve Sünnet çerçevesinde rehberlik eden son devrin âlimlerinden Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan Hocamız da konuşmalarında sık sık işrak vaktini değerlendirmeyle ilgili tavsiyelerde bulunmuştur:
“Güneşin doğduğu zaman çok önemlidir. Sabah namazından sonra güneşin şarkta ışıklarını dünyaya saçmaya başladığı işrak zamanına kadar zikirle meşgul olmak çok sevaptır. Bir hac ve umre sevabı vadedilmiştir. Efendimiz üç defa; “Tam bir hac ve umre sevabı kazanır. Tam bir hac ve umre sevabı kazanır. Tam bir hac ve umre sevabı kazanır.” diye buyurmuş. Onun için selef-i sâlihînimiz, evliyâullah büyüklerimiz, bu hadîs-i şerîfe dayanarak, bize sabah namazından sonra camide oturup ilim irfan öğrenip, Evrâd-ı Şerîfe’yi okuyup duaları yapıp kerahat vakti çıkıncaya kadar ibadetle meşgul olup ondan sonra kalkıp iki rekât namaz kılmayı tavsiye etmişlerdir.”12
İşrak Namazını Kılmanın Sevabı Nedir?
Peygamber Efendimiz (s.a.s.), işrak namazı kılanın hac ve umre yapan kişi kadar sevap alacağını bildirmiştir.13 İşrak namazını on iki rekât kılan mümine Allah Teâlâ’nın (c.c.) cennette altın bir köşk vereceğini müjdelemiştir.14
Vaktiyle Allah Resulü’nün gönderdiği küçük bir askeri birliğin (seriyye) kısa sürede ganimetle geri dönmesi üzerine insanlar, düşmanla çatıştıkları yerin yakınlığına, elde ettikleri ganimetlerin çokluğuna ve geri dönüşlerinin kısa sürmesine imrendiklerini gösteren birtakım sözler sarf etmişler, Allah Resulü (s.a.s.) de onlara şöyle buyurmuştu: “Size, varması bundan daha kısa süren, kazancı daha bol ve eve dönüşü daha çabuk olan bir hususu bildireyim mi? Kim abdest alır, ardından duha namazı kılmak niyetiyle sabah erkenden mescide giderse bu kimsenin gidişi gazaya giden bu askeri birlikten daha kısa sürer, onlardan daha çok kazanç elde eder ve onlardan daha çabuk evine döner.”15 Peygamber Efendimizin (s.a.s.) bu müjdesi, eda edilmesi son derece kolay olan işrak namazının manevi kazancının dünya kazançlarıyla mukayese edilemeyecek kadar çok olduğunu gösterir.
Bu hadiste olduğu gibi Peygamber Efendimizin (s.a.s.) başka hadislerinde de sabah namazı için mescide gitme, namazın ardından bulunduğu yerde zikirle meşgul olup işrak namazını ondan sonra kılma vurgusu dikkati çeker. Peygamber Efendimizin (s.a.s.) sefere çıktığı zamanlardaki işrak namazı ile ilgili sünneti ile Hz. Âişe ve Hz. Ümmü Hâni (r.a.) gibi hanım sahabilerin işrak namazını eda edişleri göz önüne alındığında Peygamber Efendimizin (s.a.s.), mescitte cemaatle kıldığı sabah namazının ardından işrak namazı kılanlar için verdiği müjdelerin ideal noktayı gösterdiği anlaşılıyor.
İçinde bulunduğu şartlara göre mescitte olamasa bile sabah namazını aile fertleriyle veya arkadaş grubuyla cemaatle kılıp işrak vaktine kadar zikir ve tesbihle meşgul olup işrak namazını kılanların da aynı müjdeye nail olacağı aşikârdır.
İşrak Namazını Ne Zaman Kılmalıyız?
İşrak namazının vakti hadis rivayetlerinde, o zamanın şartları çerçevesinde ortaya konmuş; bazen “güneş doğduktan sonra”, bazen “kumun sıcaklığından ayağın yandığı vakit” diye tanımlanmıştır.16 Bazı rivayetlerde ise doğduktan sonra güneşin bir veya iki mızrak boyu yükseldiği vakit şeklinde daha somut bir tanım getirilmiştir.17
Güneşin doğuşunun ve yükselişinin gözle görülebildiği kırsal kesimlerde bu tür tanımlar işrak namazının vaktini anlatan kesin ve net ifadelerdir. Ancak şehir hayatında ve güneşin görülemeyeceği yer ve zamanlarda işrak namazının vaktini saate bağlı olarak belirlemekten başka çare yoktur. Güneşin doğup bir mızrak boyu yükselişi de şehirden şehre, ülkeden ülkeye, mevsimden mevsime az çok değişmektedir. Bayram namazlarının kılındığı vakit ile işrak namazının başlama vaktinin aynı olması, işrak namazının vakti hakkında da fikir vermektedir. Dünyanın ekvatora yakın bölgelerinde güneşin doğuşuyla bir mızrak boyu yükselişi arasındaki süre daha kısa iken ekvatordan uzak bölgelerde daha uzundur. Ayrıca aynı şehir için mevsime göre de bu süre değişmektedir. Bu nedenle işrak namazının başlama vakti hakkında, dakika cinsinden dünyanın her tarafında geçerli olacak bir zaman belirtmek doğru değildir.18
İşrak Namazını Nasıl Kılmalıyız?
Peygamber Efendimizin (s.a.s.) işrak namazını nasıl kıldığını anlatan rivayetlerde iki rekâttan on iki rekâta kadar kıldığı belirtilmiştir.19 Yine bu rivayetlerde Peygamber Efendimizin (s.a.s.) kimi zaman iki rekâtta bir, kimi zaman dört rekâtta bir selam verdiği de bildirilmiştir.20
Peygamber Efendimizin (s.a.s.) bu uygulamalarından hareketle âlimler, işrak namazının iki rekâttan on iki rekâta kadar kılınabileceğini belirtmişlerdir. Yine âlimler, işrak namazının dörder rekâtlık bölümler hâlinde kılınabileceğini ifade etmiş; ancak iki rekâtta bir selam vermenin daha faziletli olduğunu vurgulamışlardır.21
İşrak namazı dörder rekât olarak kılındığında öğle namazının sünneti gibi, ikişer rekât olarak kılındığında ise sabah namazının sünneti gibi kılınır.
Peygamber Efendimizin (s.a.s.) işrak namazında Fâtiha Sûresi’ni okuduktan sonra hangi sûreleri veya ayetleri okumayı tercih ettiğini belirten bir rivayet yoktur. Aynı şekilde işrak namazından sonra hangi duayı okuduğunu belirten bir rivayet de yoktur. Buna göre işrak namazını kılan kişi, her rekâtta kendi kolayına gelen sûre ve ayetleri okur, namaz bitiminde de dilediği gibi dua eder.
Sonuç olarak her mümin, işrak vaktini Peygamber Efendimizin (s.a.s.) tavsiyelerine uygun şekilde değerlendirerek Allah’ın kulu olduğu bilincini her daim diri tutmalıdır.
Duhâ/İşrâk Namazı konusunda İmam Süyûtî’nin müstakil bir risalesi olup bu risalenin tercümesine Server Yayınları E-Kitap alanından ulaşabilirsiniz.
© İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.